Puan vermedi·112 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Mart 2025 00:00 Jack Kerouac’ın metinlerinde bir hareketlilik var. Bu “yolda” olmakla ilgili değil, spontan düzyazı adını verdiği anlatımıyla ilgili. Bilinç akışında olduğu gibi birçok düşünce, durum iç içe geçiyor ancak daha dinamik, daha süssüz ve daha gerçekçi. Düşüncelerini düzenlenmeden olduğu gibi kağıda dökmesi yer yer okurun ritme uymasını zorlaştırıyor tabii, ancak o haraketlilik konunun duygusal ağırlığını da hafifletiyor. Ki bunu düşüp duruyorum kaç gündür; kardeş ölümü nasıl anlatılır? Yas ve öfke… fazla klişe. Kerouac, çocuk yaşta ölen abisinin ölümünü anlattığı Gerard’ı Düşlerken’de orijinal bir anlatım yakalamayı başarmış bence.
Ti Jean’ın yani çocuk Kerouac’ın bu ölümü karşılama biçimi ilginç. Burada bir parantez açayım “Ti Jean” küçük Jean anlamına geliyor ve Kerouac’ın alesi tarafından kullanılan takma adı. Bu kitapta da alter egosu Jack Duluoz anlatıcı. Hikayenin gerçeklikle ilişkisi olmasaydı, çocukların ölümle başa çıkmasına inancın ekseninde farklı bir bakış sunmuş derdim. Ne var ki bu hikaye gerçek, Kerouac’ın yazını zaten otobiyografik, zamanla Budizm’e yöneldiğini de biliyoruz. Katoliklik de sağlam bağları var. Bu inançların hayatında bu kadar etkili olmasının bu kayıpla bir ilişkisi var gibi. Gerard’ı bazen bir aziz gibi anlatıyor, bir çocuğun abisini yüceleştirmesi…Melankolinin ağırlığıyla ezilir miyim tedirginliğiyle başlamıştım bu kitaba, kafamı kurcalayan farklı meselelerin keyfiyle bitirdim. Hikaye dönemi de yansıtıyor; toplumsal yapıyı, işçi sınıfını, dini atmosferi… Sadece zihnim Gerard ile fazla meşgul ve Ti Jean’ın yaşananları yorumlama biçimiyle…
“Kelimeler yapamaz, okurlar sıkılırlar-
Çünkü onların başlarına gelmiyordur-“