Yıllardır kitaplığımdan bana göz kırpan ve arada sırada elime alıp bıraktığım bu kitabı sonunda okuyabildim. Okumaya başladığım anda korkularımın yersiz olduğunu anladım ve kendimi iyi bir edebiyat ürününün içinde bulduğumu fark etmem pek uzun sürmedi. Bilinç akışı türündeki çoğu kitapla haşır neşir olduğum için böylesi zor ve anlaşılması kolay olmayan metinleri çok seviyorum, yine de uzunca bir süre kitaplığımda beklemesi, Faulkner ile ilişkimiz açısından harika bir adım oldu bence. Okuduğum onca kült romandan önce elime almış olsaydım, belki şimdiki kadar keyif almayacaktım. Ayrıca yazarla tanışma kitabımın, Faulkner’ın en sevdiği romanının olması çok güzel bir denk geliş…
Amerika’nın güneyinde yaşayan Compson ailesinin dağılışını anlatan bu eser dört bölüme ayrılıyor. Her biri farklı bir günü ele alıyor ve farklı karakterlerin bakış açılarından yaşananlara tanık oluyoruz. Bu günlerin romandaki önemi, ailenin çöküşüne neden olan izleri taşımasıdır. Buraya kadar her şey
sıradan görünüyor ama değil tabii ki. Çünkü kurguya ‘’bilinç akışı’’ dahil oluyor ve her şey
bambaşka bir boyuta taşınıyor. Bu boyutun içinde her şey birbirine karışıyor ve çarpıcı tüm
detayları; sayfaların ve satırların arasında bulmak ve anlamlandırmak da size kalıyor. En sevdiğim kitap türü olabilir bu, çünkü yazarın kalabalık bir anlatımdan uzaklaşarak ustaca dokundurmalar yaptığı girift bir anlatıda, detayları bulmak okura bırakıldığı zaman, eser üzerinde yoğunlaşmaya ve o meşguliyet hissine bayılıyorum. Ses ve Öfke’yi sekiz günde okudum bu sayede.
İlk bölümde, ailenin zihinsel engelli çocuğu ‘’Benjy’’ karşıladı beni. Bakışlarıyla bir şeyler anlatmaya çabalarken, kendini yalnızca anlamsız seslerle ve böğürmelerle ifade edebilen biri o, ama onun gördüklerini ve hissettiklerini okumak kitabın en sevdiğim kısmıydı ve en zor kısmı da bu bölümdü. İkinci bölümde, ailenin gururu ‘’Quentin’’in bilincine düştüm, düştüm diyorum çünkü her anlamda
içinden çıkılması mümkün olmayan bir kuyuyu andırıyordu. Kendisine yüklenen görevler ve
önemden sıyrılma isteğiyle parça parça oluşu, gururu, karamsarlığı ve takıntılarıyla kitabın en
yoğun ve kasvetli kısmıydı. Üçüncü bölümde ise sert mizaçlı, kendisine verilmeyen fırsatlardan dolayı öfkeli, ailesine, evin çalışanlarına ve dünyaya karşı nefretini gizlemeyen bir karakter yokuş aşağıya sürükledi beni: ‘’Jason.’’ Ailenin üç erkek çocuğu, üç bölüme konuk oluyor ve sorunları
birbirinden ayrı gibi dursa da tek kişide birleşiyorlar, kız kardeşleri: ‘’Caddy.’’ Ve Caddy’nin onlar için neden esas mesele olduğu kitapta kalsın, ama her birinin kız kardeşleriyle olan bağları ve yaşadıkları birbirinden çok başka yönlerde gerçekleşiyor. Çünkü tek bir ailenin üyeleri olsalar da kişilikleri farklı. Tüm bunlar, belirgin bir düzende anlatıya dahil olmuyor tabii ki. Geçmiş, şimdi ve gelecek üçgeninde kurguyla bütünleşiyor her şey. Çoğu şey son bölümde, yani evin bütün yükünü sırtlamaya çalışan ‘’Dilsey’’ kısmında açıklığa kavuşuyor. Ailenin siyahi hizmetçileri, kitabın başından sonuna kadar yanı başımızdalar hep. Bu dört bölümün bitişinde, yazarın kitaba sonradan yazmış olduğu ek kısmıyla veda ettim romana. Ailenin kısa tarihine tanık olurken, karakterlerin mini
hikâyeleriyle bir aydınlanma yaşıyoruz burada. Yani anlamadığınız noktaların ve detayların
cevaplarını ekte bulmanız mümkün. Amerika İç Savaşı’ndan sonra toplumun içine düştüğü yozlaşmışlığı, çürümeyi, ırkçılığı, cinselliği
ve aile ilişkilerini açık bir şekilde anlatmadan yalnızca kurgunun atmosferine yansıtması, yazarın en mükemmel tarafı. Kitabı okuduğum sırada, bu iç savaş dönemi ve sonrası hakkında araştırma yapmıştım, bildiğimden fazlasını öğrenmenin bir yararı oldu kesinlikle. Ayrıca Faulkner’ın hayatı hakkında okuduklarım da kitabın bir romandan fazlası olduğunu gösterdi bana. Belki de bu bilgiler
sayesinde çoğu detayı sona gelmeden anlamlandırmak ve çıkarımlar yapmak daha kolay oldu benim için. Son olarak, yazarın zaman algısıyla oynadığı bu oyun ve karakterlerin bilinçlerine doğru yaptığı bu yolculuk, muazzam.
Caddy’nin de sesi olsa harika olurmuş aslında. Yani onun da hislerine ve iç çatışmalarına şahit olmak isterdim, sadece kendi ailesinin gözünden baktığımda bile fırtınalar yaratan bir karakter olması heyecanlandırıyor beni. Faulker’ın tarzını ve haliyle kitabı da çok beğendiğim için, yeni yılda okuyacağım diğer bir kitabını belirledim bile. Bu detay sürpriz olsun.
İncelememi paylaştığım platform:
instagram.com/p/DRCRKTAiDdt/?...