Ahmet Turgut'un Hz. Hasan - Güzelliğin Efendisi kitabını okurken, tarihin tozlu sayfalarından değil, kalbimin tam ortasından geçip giden bir yolculuğa çıktım. Eserde Hz. Hasan'ın kim olduğunu, nasıl bir nezaketle, nasıl bir vakarla yaşadığını bir kez daha idrak ettim. Peygamber Efendimizin torunu olmanın verdiği ulviyetle, Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın terbiyesinde yetişmiş o güzel insanı, hem çocukluğuyla hem dirayetiyle hem de şehadetiyle bambaşka bir pencereden gördüm.
Hz. Hasan'ın hayatı, sadece bir biyografi gibi değil; sanki ince ince dokunmuş bir sabır ve adalet atlası gibi anlatılıyor. Onun hilafeti devretme kararı bile, dışarıdan bakıldığında bir geri çekilme gibi görünse de, gerçekte kan dökülmemesi için gösterilmiş büyük bir cesaretmiş. Bunu okurken, bazen sessizliğin bile bir haykırış olduğunu anladım. Fakat beni en çok sarsan, Ümeyyeoğullarının iktidar uğruna neleri göze alabildiğini okumak oldu. Muaviye bin Ebû Süfyan'ın ve ardından oğlunun, saltanatlarını korumak adına Peygamber ailesine ve sahabelere reva gördükleri zulümler... Eserde bu gerçeklerle yüzleşmek, bir insan olarak da bir Müslüman olarak da beni derinden yaraladı. Tarihin bazı satırlarını okudukça insanın içi titriyor; "Bu nasıl olabilir?" diye defalarca kendine soruyor.
Ahmet Turgut'un kalemi ise bu ağırlığın içinde bile ışık saçıyor. Onun cümleleri hem bilgilendiriyor hem de ruhuma dokunuyor. Sadece tarih anlatmıyor; sahneleri gözümün önünde canlandırıyor, duyguları içime işliyor. Her kitabında kalemine biraz daha bağlanıyorum. Ne anlatsa okuyorum, ne yazsa yüreğime işliyor. Bu eserle, o bağ daha da güçlendi İşte bu yüzden içimden şöyle demek geliyor: "Ahmet Turgut, yazdıkça ben büyüyorum. Öğreniyorum, sarsılıyorum, hissediyorum. Umarım kalemi hiç susmaz. Çünkü bazı yazarlar, sadece kitap yazmaz; insanın kalbinde iz bırakır.."