“Koca bir karatahtaya tebeşirle çizilmiş karmakarışık bir geometrik şekil hayal edin: İşte bu! Bu geometrik şekli izah etmeye çalışacağım ama bunu yapabilmem için bir şey muhakkak şart; şekil, karatahtada çizilmiş duruyor olmalı. Onu kendim çizemem. Aşka dair roman olmayan bir kitap yazmayı bu kadar zor kılan da bu imkânsızlıktır. Okurun bu duygunun felsefi tahlilini ilgiyle takip edebilmesi için akıldan fazlasına ihtiyacı vardır: Aşkı görmüş olması gerekir. Peki insan bir tutkuyu nerede, nasıl görebilir?
İşte bu karanlığa bir ışık yakmayı asla başaramayacağım.” (Ön söz, 1826)
“… tabiata aykırı da olsa okurken düşünmeyi alışkanlık haline getirmediyseniz hiç, bu kitabın yazarından nefret edeceğinize şüphe yoktur…” (İkinci ön söz, 1834)
“Ne yazıyorsam belki yüz okur için yazıyorum ancak; bahtsız, sevgi dolu, çekici, ikiyüzlülükten de, ahlak bekçiliğinden de uzak olanların takdirini kazanmak istiyorum…” (İkinci ön söz, 1834)
“Bu ön sözün yegâne amacı, bu kitabın, yalnızca, çılgınlıklara kapılabilecek kadar kendilerine vakit ayırabilen insanlar tarafından anlaşılabilecek olduğunu haykırmaktır. Birçoklarıysa hakarete uğramış sayacaktır kendilerini; umarım bu satırdan sonrasını okumazlar.” (Ön söz, 1826)
“Bugünlerde herkes Alphonse de Lamartine okumak için yaratılmış olduğunu zannediyor; yayıncı için ne mutlu; büyük şair için ne keder. Deha, muhatap bile olmaması gerekenlerle uğraşmak zorunda artık.” (Ön söz, 1826)
“Romanlardan ne öğrenebilirsiniz aşka dair? Şöhretinden sual olunmaz yüzlercesinde resmedilmiştir aşk dedikleri, fakat biri bile hissetmemişken resmettiğini zannettiği şeyi, nasıl izah etmesini beklersiniz onlardan bu çılgınlığı? Bir akis misali tekrar edeyim: ‘Bu çılgınlığı!’” (Ön söz, 1826)
“Aşk çoğu belli belirsiz nebulalardan, milyarlarca küçük yıldızın bir araya gelmesiyle oluşmuş Samanyolu denen o uçsuz bucaksız ışıltı yığınına benzer.” (Ön söz, 1826)