Bu kitabı okurken sürekli içim sıkıştı… ama elimden de bırakamadım.
Hosseini insanın kalbine öyle bir dokunuyor ki, bazen nefes almayı unutuyorsun.
Kadının suskunluğunu, dayanıklılığını, acıya karşı büyümesini o kadar gerçek anlatmış ki, sanki satırların arasından birinin gözleri bana bakıyor gibi hissettim.
Meryem ve Leyla…
İki farklı hayat, iki farklı kader… ama sonunda birbirinin aynası olan iki kadın.
Kitap boyunca en çok bu çarptı beni:
Kadınların birbirine sığınması, bir kadının bir kadına yurt olması.
Savaşın, yoksulluğun, şiddetin ortasında bile içlerinden eksilmeyen bir şey vardı:
Umudun inatçılığı.
Hosseini bunu öyle güzel anlatmış ki, en karanlık sayfalarda bile içimden “bir şey değişecek, dayan” demek geldi.
Sayfaları çevirdikçe sadece bir hikâye değil, bir insan gerçeği okuduğumu hissettim.
Ve kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm:
Bazı kadınlar güneş gibidir… bin parçaya ayrılsalar bile ışımaktan vazgeçmezler.
Bu kitap sadece bir roman değil,
kadın olmanın ağırlığını ve güzelliğini aynı anda taşıyan bir başyapıt.
Uzun zaman aklımdan çıkmayacak. Khaled Hosseini