Hiçbir suçunuz yokken tüm dünyanın size karşı birleştiğini hissettiğiniz oldu mu? Dürüstlüğünüzün ve saflığınızın, güçlü ve ahlaksız insanlar tarafından bir zayıflık gibi görüldüğü, bu yüzden içinize kapanıp her şeyi sessizce izlediğiniz anlar yaşadınız mı? İşte Sabahattin Ali’nin o unutulmaz romanı Kuyucaklı Yusuf, beni tam da bu çaresizliğin, bu sessiz isyanın ortasına bıraktı. Bu, sadece bir çocuğun büyüme hikâyesi değil; iyiliğin, yozlaşmış bir dünyada ne kadar yalnız ve savunmasız olduğunun kan donduran bir portresidir.
Kitap, daha ilk sayfalarında sizi bir trajediyle tanıştırır ve Yusuf’un o derin sessizliğinin nedenini fısıldar. O andan itibaren Yusuf, hayatı boyunca "yetimlik" ve "yabancılık" hissinden bir an olsun kurtulamaz. Konuşmaz, şikâyet etmez, sadece gözlemler. Onun bu sarsılmaz sükûneti, aslında adaletsizliğe karşı geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Okurken Yusuf’un sessizliğinde kendi sustuklarımı, içime attıklarımı gördüm. Onun, insanların neden bu kadar kötü ve çıkarcı olduğuna akıl erdirememesine yürekten hak verdim.
Ancak bu kitap sadece Yusuf’un hikâyesi değil, aynı zamanda taşranın o boğucu ve ikiyüzlü düzeninin de bir eleştirisidir. Paranın ve gücün hukuku nasıl ezdiğini, "eşraf" denilen zenginlerin nasıl her istediğini yaptığını görmek insanın canını yakıyor. Okumuş, iyi niyetli insanların bile bu çarkın içinde nasıl çaresiz kaldığını izlemek çok acıydı. Hele Yusuf'un, her şeyi akılla çözmeye çalışan kaymakama, "Sen okudun da ne oldun sanki?" diye sorduğu o an... Adeta kitabın tüm felsefesi bu cümlede gizliydi: Bu dünyada dürüstlük ve bilgi, kaba gücün karşısında ne işe yarar ki?
Ve tabii ki Muazzez... Yusuf’un o karanlık ve sessiz dünyasındaki tek ışık, nefes alma sebebidir. O, bu çürümüş düzenin ortasında saflığın ve masumiyetin sembolü gibi durur. Fakat etrafı o kadar kirlidir ki insan okurken sürekli bir endişe duyar. Onun varlığı, Yusuf’un hayata tutunma sebebi olurken aynı zamanda kasabanın kötü niyetli adamlarının da hedefi hâline gelir. Bu durum, iyiliğin ne kadar kışkırtıcı ve kırılgan olabileceğini yüzünüze çarpar.
Kuyucaklı Yusuf'u bitirdiğimde boğazımda bir yumruyla kalakaldım. Sabahattin Ali, bize pembe bir masal anlatmıyor. Aksine, adaletin her zaman yerini bulmadığını, bazen sessizliğin en büyük isyan olduğunu ama bir noktada o sessizliğin de kırılmak zorunda kaldığını gösteriyor. Roman, sizi kolay cevaplarla değil, ağır sorularla baş başa bırakıyor: Tek bir dürüst insan, yozlaşmış bir dünyayı değiştirebilir mi? Yoksa bu dünyada ayakta kalmanın bedeli, onurunu kaybetmek midir?
Eğer edebiyatımızın bu ölümsüz klasiğiyle henüz tanışmadıysanız kendinize bir iyilik yapın ve okuyun. Bu kitap sizi rahat ettirmeyecek; öfkelendirecek, üzecek ama aynı zamanda insan olmanın ve iyi kalmaya çalışmanın ne kadar değerli, bir o kadar da zor olduğunu size bir kez daha hatırlatacak. Çünkü bazen en büyük kahramanlıklar, en sessiz kalplerde saklıdır.