Gönderi

Kendimi Hiç Bu Kadar Çıplak Hissetmemiştim...
10/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2020 3. kitabı
Hiç kendinizi düşünmekten, analiz etmekten, "ama, ya, belki" demekten eylemsiz kaldığınız oldu mu? Bir şey yapmak istersiniz ama beyninizdeki o ses durmaz: "Bunun mantığı ne? Ya yanlış olursa? Ya aptallık edersem?" Ve sonunda hiçbir şey yapmazsınız. Sadece düşünürsünüz. Düşünürsünüz. Düşünürsünüz.... İşte Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ını okuduğumda, bir kitapta kendimi ilk defa bu kadar çıplak gördüm. Bu benim en sevdiğim kitap. Bunu söylemek bile tuhaf, çünkü bu kitap sizi mutlu etmez, rahatlatmaz, "her şey düzelecek" demez. Tam tersine, sizi en karanlık köşenize sıkıştırıp "İşte bu sensin, bak," der. Ama ne gariptir ki bu kadar acımasız olmasına rağmen, hayatımda okuduğum en özgürleştirici metindi. Kitap, "Yeraltı Adamı" dediğimiz birinin notlarıyla başlar. İlk cümle şudur: "Ben hasta bir adamım... İğrenç bir adamım." Bu cümleyi ilk okuduğumda duraksadım. Çünkü bir roman kahramanının kendini böyle tanıtmasına hiç şahit olmamıştım. "Ben kahramanım, güçlüyüm, akıllıyım," değil; "Ben hastayım, iğrencim," diyor. Ve sonra hastalığın teşhisini koyuyor: "Her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık." Bu satırları okuduğumda, üniversitede her cümleyi yüz defa düzelttiğim için bir türlü ilerleyemediğim o sancılı günler aklıma geldi. Sadece düşünüyordum. Dostoyevski ise tam olarak şunu söylüyordu: İşte bu bir hastalık. Çok düşünmek, her şeyin fazlasıyla bilincinde olmak, seni felç eder. Yeraltı Adamı da aynısını yaşar. Bir şey yapmak ister ama yapamaz, çünkü sürekli analiz eder. Ve sonunda o can alıcı tespiti yapar: "Şuurun meşru mahsulü atalet, yani gönüllü avareliktir." Bilinç, sizi hareketsiz bırakır. Bu tespiti okumak, benim için derin bir sarsıntıydı. Çünkü tam olarak bunu yaşıyordum. Hareketsizdim ama kendimi "zeki" sanarak avutuyordum. Kitabın en çarpıcı kısmı, Yeraltı Adamı’nın "iki kere iki dört eder" formülüne isyanıdır. Şöyle der: "Tabiat kanunlarından, iki kere ikinin dört etmesinden bana ne? Ya herhangi bir sebeple bu kanunlardan ve iki kere ikinin dört etmesinden hoşlanmıyorsam?" İlk başta bu cümle bana anlamsız gelmişti. "Matematik bu, iki kere iki dört eder." Ama sonra anladım. Dostoyevski burada soruyordu: Eğer her şey mantık ve "doğal kanunlar" ile belirlenmişse, insandan geriye ne kalır? Bir makine mi? Yeraltı Adamı'nın isyanı şuydu: Ben mantıksız bir şey yapmak istiyorum. Çünkü bu benim seçimim. Çünkü beni insan yapan şey bu. "Yalnız akla uygun şeyler istemek zorunda kalmayıp, ne kadar manasız olursa olsun istemek hakkına sahip olmak." İşte bu, hür iradedir. Dostoyevski'ye göre insan için en değerli şey budur. Mantık değil, fayda değil, seçme özgürlüğü. Bunu anladığımda, ilk defa "Belki her şeyi planlamak zorunda değilim," diye düşündüm. "Belki bazen sadece istemek yeterlidir." Kitabın ikinci bölümü ise bu teorinin acı verici pratiğidir. Yeraltı Adamı kendini sürekli küçük düşürür, aşağılar. Ama tuhaf bir şekilde, bundan bir "zevk" alır. "Umutsuzluk en yakıcı zevktir." Bu cümleyi ilk başta yadırgasam da şimdi anlıyorum. Bazen acı çekmek, en azından bir şey hissetmek anlamına gelir. İnsan hissizleştiğinde, var olduğunu anlamak için acıya tutunur. Yeraltı Adamı, o kadar çok düşünür, o kadar bilinçlidir ki artık hiçbir şey ona gerçek gelmez. Ama acı? Acı gerçektir. Dostoyevski bu karanlığı saklamadan gösterir. Der ki: İşte insan budur. Çelişkili, karmaşık, bazen kendi kendine zarar veren bir varlık. Yeraltından Notlar'ın neden en sevdiğim kitap olduğunu anlatmak zor. Çünkü bu kitap beni mutlu etmiyor ama beni anlıyor. Hayatımda hiç kimse bana "çok düşünmek bir hastalıktır" dememişti. Ama Dostoyevski dedi. Ve ilk defa "Yalnız değilim," diye düşündüm. Bu kitap bana şunu öğretti: Mantıklı olmak zorunda değilsin. Verimli olmak zorunda değilsin. Bazen sadece insan olmak yeterli. Çelişkili, saçma, mantıksız bir insan. Ve en önemlisi: Hür iraden var. İki kere iki dört etse bile, sen "Hayır, beş olsun!" diyebilirsin. Çünkü bu senin seçimin. Neden Okumalısınız? Eğer kendinizi "çok düşündüğüm için hiçbir şey yapamıyorum" diye tanımlıyorsanız; eğer "ben neden böyleyim?" diye soruyorsanız; eğer bazen kendi zihninizin mahkûmu gibi hissediyorsanız bu kitabı okuyun. Ama hazırlıklı olun. Çünkü bu kitap sizi rahatlatmayacak, size ayna tutacak. Ve o aynada göreceğiniz şey belki de hoşunuza gitmeyecek. Kitabı okuma serüvenimdeki her aşama farklı bir duygu barındırıyordu: ilk başta sarsıntı, sonra öfke, ardından acı bir tebessüm ve şimdi, bir tür kabulleniş. Çünkü Dostoyevski bana diyor ki: Sen böylesin. Ve bu normal. Sen hasta değilsin, sen insansın. Bu kitap beni değiştirdi. Belki hayatımı değil ama kendime bakışımı değiştirdi. Ve bazen bu, her şeyden daha önemlidir. Okuyun. Çünkü bu kitabı okuyanlar arasında sessiz bir anlayış bağı oluşur. Hepimiz biraz "yeraltı"ndayız. Ve bu normal. Bazen en büyük özgürlük, iki kere ikinin dört etmesine isyan etmekte gizlidir.
1000Kitap
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,3bin okunma
·
87 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.