·288 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Haziran 2025 04:17 Hanne’yi okurken, bir hikâyeden çok bir insanın iç acısına tanıklık ettiğimi hissettim. Bahadır Yenişehirlioğlu, öyle bir dil kurmuş ki; sayfaları çevirirken karakterlerin duyguları değil, sanki kendi içimde yıllardır susturduklarım hareketleniyor.
Hanne’nin sessizliği, kırılganlığı, taşıdığı yük… Bir kadının görünmeyen yaralarını bu kadar gerçek hissettiren çok az kitap okumuşumdur.
Romandaki erkek karakterin pişmanlıkları, geç kalmışlığı, söyleyemedikleri… Beni en çok vuran yer burası oldu. Çünkü bu kitap aslında şunu fısıldıyor:
Bazen bir insanı kaybetmek için büyük bir hata yapmana gerek yok; zamanında söylemediğin tek bir cümle bile bir ömür yetiyor.
Hanne’de en sevdiğim şey, duyguların bağırarak değil, ince ince işlenmesi. Her kelime, içe dokunan bir sızı gibi. Kendimi zaman zaman “Bu kadar sessiz bir acı nasıl bu kadar gürültülü hissedilir?” diye sorarken buldum.
Kitabı bitirdiğimde içimde garip bir boşluk kaldı. Sanki Hanne sadece bir karakter değil de, geçmişimde tanıdığım bir insanmış gibi… Tanıdık bir hüzün bıraktı bende; biraz sitem, biraz kırgınlık, biraz da “keşke” duygusu.
Hanne, bir aşk romanı değil sadece; insanın kendine, kalbine ve hatalarına ayna tutan bir iç yolculuk.
Ve bazen, en çok susanların hikâyesi en ağır olan oluyor.