Kitabın kapağını ilk çevirdiğimde bölüm 2 ile karşılaştım. “Acaba basım hatası mı var?” diye düşündüm. Sonra diğer sayfalara göz attım; 2’den sonra 3 geliyordu ama ardından 5’e, sonra 7’ye, sonra 11’e atlıyordu bölümler. Bu duruma anlam veremedim. “Belki kitap içinde bu durum açıklanıyordur” diyerek okumaya başladım. Bu kez de üslup açısından bir şaşkınlık yaşadım; anlatım sanki küçük bir çocuğun ağzından aktarılıyordu. Birkaç sayfa ilerledikten sonra hikâye yerli yerine oturmaya başladı ve her şey anlam kazandı. Bölümler asal sayılara göre sıralanmıştı ve kitap, 16 yaşındaki otizmli Christopher Boone’un dilinden anlatılıyordu.
Öncelikle yazar Mark Haddon ’u tebrik etmek gerekir. Kitap öyle başarılı bir üslupla yazılmış ki gerçekten otizmli birisi tarafından kaleme alınmış hissi veriyor. Hikâye, Christopher Boone’un başından geçenleri anlatıyor. Çoğunlukla yüzünüzde hafif bir tebessümle okunan kitap, diğer karakterler nedeniyle zaman zaman kızgınlık, endişe ve korku da hissettiriyor.
Kitabın, 2003 yılında aldığı “yılın romanı” ödülünü sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. Süper İyi Günler kitabı mutlaka herkesin mutlaka okuması gereken bir eser.