Gönderi

6- Anne de Marcken – Sonsuza Dek Sürüyor Derken Bitiyor
Puan vermedi·156 syf.··
2025 70. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Kasım 2025 08:45
6- Anne de Marcken – Sonsuza Dek Sürüyor Derken Bitiyor Bazı kitaplar bize ölümü anlatmaz; ölümü bir bakış mesafesinden izletir, sonra o bakışı sessizce içimize çevirir. Sonsuza Dek Sürüyor Derken Bitiyor, işte tam da bunu yapan bir roman. Ne hüzne teslim olur ne de ölümü bir varoluş melodramına dönüştürür. Aksine, ölümü neredeyse maddi bir şey gibi ele alır: kâğıt gibi, su gibi, bir telefonun tuş sesi gibi. Ölüm burada soyut bir kavram değil; sürekli yer değiştiren, şekil değiştiren, kaygan bir varlık. Roman, ölümün bedenini; daha doğrusu ölümün mekânını arıyor. Kendi ölümü değil, bir başkasının ölümü ve onunla birlikte açılan boşluğun dili. Anne de Marcken, kim olduğumuzu, kim kaldığımızı ve birinin yokluğunun içimizde hangi yankıyı bıraktığını incelikli bir dille işliyor. Hikâye, bir babanın ölümünden sonra başlıyor ama romanı ayakta tutan şey tasvir edilen olaylar değil, bu olayların konuşmayı reddeden alanları. Çünkü ölümün bıraktığı boşluk, çoğu zaman kelimelerle değil, kelimelerin içinden süzülen sessizlikle kendini gösteriyor. Romanın ilk sayfalarında okurun karşısına çıkan o güçlü soru kitabın tamamına yayılıyor: “Neden hiç kimse başkalarının ölümüne ne yapmamız gerektiğini öğretmez? Neden kimse bize nasıl öldüğünü, nasıl ölmemiz gerektiğini öğretmez?” Bu, sadece yas tutma biçimlerimizin yetersizliğiyle ilgili bir soru değil; modern hayatın ölümü sistematik biçimde gözden uzaklaştırmasıyla ilgili. Kimse ölümü bilmiyor, bilmediğimiz için de başkalarının ölümünde ne yapılacağını gecikmiş bir içgüdüyle öğreniyoruz. Roman, bu bilgi eksikliğini dramatize etmek yerine, bununla yaşamanın tuhaflığını gösteriyor: birinin gözlerini kapatmaya çalışırken titreyen bir el, cenaze şirketinin numarasını ararken takılan bir nefes, bir telefonun ölümden sonra çalmasıyla irkilen beden. Ölümün lojistiği ile ölümün metafiziği arasındaki çizgi, anlatıcının sesinde giderek inceliyor. Bir yandan ölüm nöbeti tutan kız çocuğu hâlâ içimizde, öte yandan yetişkin olan tarafımız her şeyi düzenlemesi gerektiğine inanıyor. Böylece roman, hem çocuğa hem yetişkine seslenen iki katmanlı bir anlatıya dönüşüyor. Çocukluğa dair şu cümle bu nedenle çarpıcı: “Sadece çocukluk ve ölüm vardır.” Bu iki uç arasında geçen her şey, insan yaşamının belirsiz yarı-karanlık bölgeleri gibi. Çocukken ölümsüz hissederiz; yetişkinliğimiz ise o ölümsüzlüğün yavaş yavaş dağıldığı bir uzun gün batımıdır. Romanın belki de en etkileyici yanı, yasın kendisini değil, yasın düşünme biçimini konu alması. Yas, kitap boyunca bir duygu değil; bir düşünme yöntemi. Ölüm, anlatıcıya dünyayı yeniden okuma becerisi veriyor. Dirac’ın kuantum dolaşıklığına gönderme yapılan satırlarda olduğu gibi: ölüm, iki varlığın birbirine bağlılığından doğan görünmez bir yankı gibi. Ayrılık bir kopuş değil; bir gecikme, bir devredilme, bir faz değişimi. Roman, bu bilimsel metaforu duygusal bir sadelikle kullanıyor ve okura şu hissi bırakıyor: Birbirimize bağlılığımız, fiziksel temas bittiğinde bile sürüyor; sadece biçim değiştiriyor. Kitapta sık sık karşımıza çıkan “dil” ile “ölüm” ilişkisinin ayrı bir gücü var. “Dil bir kliniğe dönüşür.” Tıbbi raporların, prosedürlerin, uzman jargonunun ölümü nasıl yabancılaştırdığına tanık olurken anlatıcı, bir yandan da ölümün dili olduğunu fark ediyor: Latinceden kalan soğuk bir sessizlik. Ölümün dili, yaşayanların diliyle tam olarak örtüşmüyor; hatta çoğu zaman onu bozan, eksilten, kıra kıra ilerleyen bir etki bırakıyor. Yas sırasında konuşmanın neden zorlaştığını, kelimelerin neden “eksik” hissettirdiğini roman çok iyi biliyor. Bu nedenle kitap, ölümün ne olduğu kadar, ölümün nasıl konuşulduğuna dair de bir anlatı. İnsanlar “Başın sağ olsun” derken bile aslında kendi dillerini tam bilmez hâldeler; çünkü hiçbir dil ölümün içini bütünüyle dolduracak bir yapıda kurulmamış. Ölüm, her dilde daima eksik kalan bir cümle gibi duruyor. Romanın en sarsıcı bölümlerinden biri, ölümden sonra çalan telefon metaforu. “Ölümden sonra telefon metafizik bir dehşet kaynağıdır.” Bu cümle, kaybın hem maddi hem de karşılaşmaya açık beklenmedik halini özetliyor. Yas, her zaman ani bir sesle, bir bildirimle ya da eksik kalan bir aramayla geri dönebilir. Ölümün gündelik hayatla temas ettiği anlar, roman boyunca en güçlü gerilimi yaratıyor. Anne de Marcken bu anlatıyı geniş bir felsefi çerçeveye oturtmuyor; onun yerine mikro ölçekten hareket ederek evrensel olana ulaşıyor. Yani ölümü küçülterek anlatıyor — bir yastığın sıcaklığı, bir elin ağırlığı, bir odanın kokusu üzerinden. Böylece okur, büyük metafizik soruları düşünürken kendini en gündelik ayrıntıların içinde buluyor. Romanın temel sorusu aslında şu: Bir başkasının ölümü bizi kim yapar? Birini kaybettiğimizde, onunla birlikte bizim çocuk yanımız, bizi hatırlayan son kişi, bizi adlandıran son ses de kaybolur. Bu nedenle ölüm, yalnızca ölen kişiyi değil, hayatta kalan herkesi dönüştüren bir olaydır. Roman bu dönüşümü sakince, gösterişsiz bir biçimde anlatıyor. Kitabın yapısı fragmanlı, kesintili ve bazen sessiz alanlarla dolu. Bu sessizlikler, okurda yapay bir boşluk hissi yaratmıyor; aksine, yasın ritmini kuruyor. Ölümün lineer olmayan zamanını birebir hissediyoruz: bazen geriye düşen, bazen ileri sıçrayan, bazen tamamen duran bir zaman. Sonuç olarak: Sonsuza Dek Sürüyor Derken Bitiyor, ölümü anlatan değil, ölümü düşünmemizi sağlayan bir roman. Okuru duygusal bir yıkıma sürüklemeye çalışmıyor; yasın içindeki düşünsel berraklığı açığa çıkarıyor. Ölümü dramatize etmek yerine ölümü insanlığın görmezden geldiği bir “bilgi alanı” olarak ele alıyor. Ve bunu yaparken gösterişsiz, sessiz ve derin bir üslupla ilerliyor. Bu kitap, ölümün “son” değil, bir tür düşünme biçimi olduğunu hatırlatıyor. Bazı kitaplar biter; bazıları bitmeden önce içimizde uzun bir yankı bırakır. Bu roman ikinci türden. –Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 18.11.2025
İnceleme
Sonsuza Dek Sürüyor Derken BitiyorAnne de Marcken · Metis Yayıncılık · 2025163 okunma
·
322 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Harikaa bir inceleme olmuş 👏👏👏🌸
Dr. Çağrı ÖZPOLAT
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim 🙏