Ben anlam parçalarınıhep söken hep takanözne özlediğim neyse oyum.(s.108)
Şiiriyle belirttiği gibi Oruç Aruoba felsefeyle şiirini birbirine düğümleyen diliyle poetikasını ve varoluş tavrıyla kelimeleri tek parça kapanmış bir bütünlükten ziyade sökülüp takılan, yer değiştiren, her seferinde yeniden kurulan bir örgü olarak ele alıyor. Dizelerinde sözcükleri heceye bölerek yada azaltarak anlamını yoğunlaştırıyor. Kesik Esin/tiler ’de de aynı yürüyüş halini sürdürüyor. Kelimeleri koparıyor, dizeleri kırılıyor düşüncesini hep bir adım daha ileri götürmeyi hedefliyor.
Kesik Esintiler ismiyle şiirleri de esintisini kesik hissettiriyor, hem eksilmeyi hem de birdenbire durmayı çağırır. Şiirlerindeki düşünceler bir esinti gibi değiyor, sonra geri çekiliyor, duyguları yarım bir nefes gibi belirip kayboluyor. Şiirlerinde zaman, Aruoba’nın dediği gibi,
NedengeçerZaman?Rüzgar dinsegüneş dursa...sorusu gibi kesintili akıyor.
Şiirlerinde devrilen kelimeleriyle insanın kendi içine dönerek yürüdüğü o içsel patikayı görünür kılıyor. Dize kırıkları, anlattığı dünyanın kırıklarıyla bütünleşiyor.
Kendimegiderimde,kendimkimki —dekim?
İnsanın kendi kendine doğru yolculuğunu esinti gibi tarif ediyor. Zamanın geçişini bekleyişin ağırlığını anlamın ve sözün taşınamaz ağırlığı kitabındaki şiirlerin temel eksenini oluşturuyor.
Bir okur olarak Aruoba’nın dizelerinden anlıyorum ki hiçbir şey bitmiyor, yalnızca başka bir kesinti başlıyor. Hayatın, anlamın, gülüşlerin, üzüntülerin her şeyin kendi k’esintisiyle akıp gittiğini, her başlangıçın bir önceki sessizliğin üzerine eğilip, her bitişin yeni bir esintinin eşiğine dönüştüğünü…
Herkese k’esintili okumalar.