HER ZAMAN HER YERDE YASAK AŞK
5/10
·200 syf.··
2025 22. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 19 Kasım 2025 22:27
Bu kitap, 1900 senesinde yok satmış, yazarı Safvet Nezihi’yi meşhur etmiş, o dönem herkesin bildiği, herkesin okuduğu Zavallı Necdet. Önce Safvet Nezihi kimdir ona bi bakalım? Asıl adı Ömer Lütfi bu arada. Safvet Nezihi onun mahlası. Bizde gelenektir zaten, Divan edebiyatından beri, yazarlar şairler, mahlas kullanırlar. Namık Kemal mesela, Mehmet Kemal’dir. Tevfik Fikret, Mehmet Tevfik’tir. Fikret mahlası, fikir kökünden gelir. Safvet ve Nezih, hemen hemen aynı anlamda, temizlik, saflık anlamına gelen isimler. Hayatı hiç de öyle olmamasına rağmen :Dd 1871 doğumlu Safvet Nezihi, İstanbul’da doğup, İstanbul’da vefat etmiş. Babası Binbaşı Şevki Efendi. Aynı zamanda sülalece kuyumcular. Varlıkları, rahatları gayet yerinde bir aile. Zaten Safvet’i Galatasaray Lisesi’nde okutuyorlar. Oradan mezun olunca birkaç memurluk görevi alsa da eşi ve bir yaşındaki çocuğu talihsiz bir şekilde vefat edince, kendisini tamamen edebiyata veriyor. Dergiler, yazılar, hikâyeler, batıda eğitim almalar derken, Paris’te bir Fransız hanımla evleniyor. Onunla İstanbul’a geliyor ama, kadın çok durmayıp, geri Paris’e kaçıyor. Sonra Safvet Nezihi bu kez, Türk bir hanımla 3. Evliliğini yapıyor. O dönem hem romanlardan, hem kuyumculuktan çok iyi para kazanıyor ama, hiç de Nezih olmayan düzensiz hayatı, zevk - eğlence hayatı, kumar hayatı, tüm parayı bitiriyor. 3.karısı da terk ediyor onu. Zaten o hayattan kaptığı Frengi hastalığı vardı. Üstüne mutsuzluk, sinir, bağımlılık derken, birden kendisini Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde buluyor. Epey bir zaman orada kalıyor, orada yazılar falan yazıyor, ama, hiçbir dergi, hiçbir yayınevi kabul etmiyor Bakırköy’de bir delinin yazdıklarını. Zaten 3 Aralık 1939’da kaldığı hastanede, vefat ediyor. Geçelim Zavallı Necdet romanına, 1900 yılında 72 bölüm olarak tefrika ediliyor. Roman, Abdülhamid döneminde yazıldığı için, siyasetten epey uzak. O dönem tüm eserler öyle sayılır. Büyük bir baskı var çünkü,, politik, tarihi, eleştirel şeyler yazamıyorlar. Dönemin Servet-i Fünun etkisiyle çok popüler olan aşk, yasak aşk, özellikle de aşkın böyle hastalıklı, zarar verici derecede tutkulu hali, bu romanda da var. Aynı yıllarda incelediğim son 6-7 roman, yasak aşk üzerineydi. Zamansız mekansız bir tema yaa mükemmel gerçekten. Şu an bile kitapların, televizyon dizilerinin falan vazgeçilmez teması :D Siyasi baskı mı var? Yapıştır yasak aşkı, halk oyalansın. Safvet Nezihi’nin Galatasaray Lisesinde okuması ve ardından Fransa’da bulunması Balzac’tan, Vadideki Zambağından etkilendiği yönünde söylemlere yol açsa da, bence etkiyi hiç uzakta aramaya gerek yok. Bizzat Halid Ziya’nın, Aşk-ı Memnu’nun etkisi bu. Ama sonra ne oluyor? Abdülhamid gider gitmez, baskının kalkmasıyla, herkes o günlerde ne yaşandıysa anlatmaya başlıyor. Safvet Nezihi de Müsebbib’i yazıyor. Şahit olduklarını bir bir anlatıyor. Zavallı Necdet romanını okumayanlar için çok kısa bi özetleyeyim. Adından da anlaşılacağı üzere Necdet adında bir karakterimiz var. Kitapta lepiska saçlı, yani sarı, yumuşak ipek gibi saçları olan, gerçekten yakışıklı bir genç olarak anlatılmakla birlikte, kendisini fazlasıyla beğenmiş biri, bu yüzden, normal selamlaştığı kadınları bile, kendisine âşık olmuş zanneden ve, herkese bunları abarta abarta anlatan biri. Yaza doğru Fener’de bir beyaz köşke taşınıyorlar, karşılarındaki pembe köşkte çok güzel bir kız var. Meliha. İşte bu herkesi aşık eden çocuk, ne kadar uğraşsa da Meliha onun yüzüne bile bakmıyor. Bir süre sonra da, Necdet’in arkadaşlarından asker İbrahim Şemsi ile evleniyor. Necdet hem komşuları, hem aile dostları olduğu için Meliha ile sık sık bir araya geliyor. Meliha da bu sayede, Necdet’i yakından tanıma fırsatı buluyor ve zamanla Necdet’e aşık oluyor Ama, öyle böyle bir aşk değil, o kadar hastalıklı tarif edilen bir aşk ki bu, hamileyken çocuklu olursam Necdet benimle evlenmez diyerek, İbrahim Şemsi’den olma bebeğini bilerek düşürüyor mesela. Meliha’nın arkadaşlığı ile avunmaya alışmış olan Necdet, Meliha’nın kendisine bu derecede karşılık verdiğini görünce büyük bi ikileme giriyo. Bir yanda arkadaşına böyle bir kötülük yapmak istemezken, diğer yanda delice aşık olduğu kadından karşılık bulabilme imkanı var. Bu ikilem içini yiyip bitirirken, annesi Necdet’e, akrabalarından bir Anadolu kızı olan Müzehher’i getiriyor. Müzehher, Meliha gibi sarı saçlı bembeyaz tenli değil. Piyano falan da çalmıyo ama çok temiz kalpli, Necdet’e hastalığında sağlığında bakan, namuslu bir kadın. E, ahlaken de daha uygun sonuçta. Namık Kemal’deki gibi, yine bir fahişe kadın ile namuslu kadın arasında kalan erkek :dd bu kadar da olmaz dedirtti gerçekten. Neysee, Necdet ile Meliha beklenmedik bir sevişme yaşayınca Necdet’te Meliha’ya karşı ipler tamamen kopuyor. O saatten sonra Müzehher ile evlenmeye kesin karar veriyor. Meliha’ya da durumu anlatıyor ama Meliha, Necdet’ten hamile olduğunu söylüyor bu sefer. İşler yine çığırından çıkıyor. Müzehher bunu duyunca hastalanıyo, zaten kalbinden rahatsızdı. Kısa süre sonra vefat ediyor. Yaptıklarına, pişmanlıklarına vicdanı dayanmayan Necdet dei geride kalanlara mektup yazaraki intihar ediyor. Biz de zaten Necdet’in arkadaşının bu mektupları okumasıyla öğreniyoruz olayları. Meliha da Necdet’ten olan çocuğu doğururken ölmüş. Necdet’i, Müzehher’i ve Meliha’yı yan yana gömmüşler. Eski doğu masallarında da hep böyle biter ya. Mezarda kavuştular misaliyle. Ya da Müzehher açısından bakalım. Mezarda bile üç kişiyiz ne kötü :Dd Necdet’in arkadaşı mektupları okuyor ve her şey çözümleniyor. Bu edebi dost tekniği, hoş bi teknik, sık kullanılan bi teknik, En bilindik örneklerinden Frankenstein var mesela yakın zamanda filmi de çıktı… O kitapta da, gemi kaptanının kız kardeşine yazdığı mektuptan, gemisinde tanıştığı Doktor Frankenstein’ın hikâyesini dinliyorduk. Safvet Nezihi de böyle bir teknik kullanmış. Romanda değinilmesi gereken bazı detaylar da vardı. Sarışınlar, esmerler falan, lvbel c5 şarkısı gibi bi kitaptı gerçekten :D okurken sizin de dikkatinizi çekti mi bilmiyorum? Meliha sarışın müzehher esmer falan, bi ara tatile gidiyor orada da yine sarışın kızlar esmer kızlar anlatıyo… Başkaa,,,, Batılı olanlar piyano çalıyor mesela, Meliha piyano çalıyor. Anadolu’dan gelme kızımız Müzehher… ud çalıyordu. Batılı gibi yaşayan Meliha, kendi mutluluğu için bebeği de düşürür, kocasını da aldatırdı. Müzehher, Necdet’in ve başkalarının mutluluğu için ölümü bile göze alırdı. Bireysellik - toplumculuk, bencillik - fedakarlık çok klasik, çok klişe bir yerden anlatılmıştı. Özellikle kadınlara karşı yaftalar ve bu gibi klişelikler okurken benim, çok tadımı kaçırdı. Safvet Nezihi’nin kadınlara bakışını da, hiç beğenmedim. Güzel olan şey vardı ama, renklerin kullanımı. Bununla ilgili bir yazı da okudum, Osman EROĞLU’nun bir yazısıydı. Romandaki renk simgeselliği üzerine. İşte Beyaz köşkte Necdet’ler, pembe köşkte Meliha’lar oturuyordu. Pembe renk mutlulukla, güzellikle bağdaştırılmıştı romanda. Meliha’nın pembelikleri git gide sarıya, siyaha yaklaşıyordu falan. Finaldeki “Sarı gül” mesela. Yasak aşkın, ölümün simgesiydi. Bunlar iyiydi. youtube.com/watch?v=NqBYUvF...
Zavallı NecdetSafvet Nezihi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20215,2bin okunma
·
378 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.