Gönderi

Arzu, bizi eksik olandan mükemmel olana doğru iter. Eros'un isteğinin bağlandığı "güzel", varlığın bir başka varlıkla ilişkisinde hissettiği, kendinden ve ötekinden râzı olmakla gelen bütünlenme duygusudur. Yalnızca hayal edilmiş olsa bile veya yaşamda yalnızca bir süreliğine var olmuş/hissedilmiş olsa bile, insanın özlemi artık hep o ideal bütünlüğe/bütünlük duyumsamasına ve bunu duyumsatan varlığa yönelir. Bu basit bir eksiklik değil, bunun çok ötesinde varoluşsal bir ihtiyaçtır artık. Ve bu özlem, asla dinmez..

şaziye..

@verbavolentscriptamanent
·
"İnsan, arzulayan bir varlıktır denildiğinde, onun bu nedenle bir tanrı olmadığı düşünülür. Çünkü tanrı, bir şeyin eksikliğini duyumsamaz ya da arzulamaz, o kendinde tam ve mükemmeldir. Arzunun kendisi tanrısal olanla ilişkilendirilmez. Platon'un Şölen diyaloğunda Diotima'nın eros'u bir tanrı olarak görmemesi, tam da bu nedenledir. Eros, annesi yoksullukla (Penia) babası bolluğun (bereket tanrısı Poros) çocuğu olarak, özeğinde yoksulluk içeren ve bolluğa, tatmin olmaya yönelen tüm varoluşların genel hâlidir. O, bu görünümüyle bir tanrı olarak düşünülmese de evrensel bir sabite ve tüm varoluşa yayılmış bir yeti olarak ele alınabilir. Diotima, eros'un anne karnına düştüğü günün Aphrodite'in doğduğu gün olduğunu, dolayısıyla da eros'un Aphrodite'e âşık, onu arzulayan bir isteme olduğunu belirtir. Bu aslında arzunun nihayetine işaret eden bir belirlenimdir. Eros'un isteği, son sınırında güzele bağlanır."
Arzunun Psikomitolojisi, Destek Yay. - Ocak 2025 s. 23 / Arzu Kavramı·Kitabı okudu
·1 alıntı·
496 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bu konuyu dürtüsel veya duygusal anlamda tartışmak iki farklı alan açıyor diye düşünüyorum. İkisini çakıştırabilisek Eros'un bahsettiği kendinden ve ötekinden razı olma, bütünlenme duygusuyla tanışırız, gerçekten de varoluşsal karmaşıklık biraz hafifler diye düşünüyorum
şaziye..
Gönderi Sahibi
Bir şerh ile katılıyorum; "kendinden ve ötekinden râzı olmakla gelen bütünlük duygusu"ndan bahseden Eros değil, Platon da değil :)
Şayet yanlış anlamadıysam Lacan'a göre arzu; ilksel bütünlük imajını/illüzyonunu/nesnesini aramaya dönük ve tatmini olanaksız beyhude bir çabadır. Beyhudedir çünkü gerçekte ilksel bütünlük diye bir şey yoktur ve bu yüzden de arzulayan aslında hiç olmamış bir şeyi aradığından, ihtiyacın aksine arzu asla doyum hissi vermeyecektir.
şaziye..
Gönderi Sahibi
Platon, arzulayan varlık için "güzellik ideası"nda son bulan bir durulma anından, bir aşkınlıktan söz ediyor. Bense böyle bir nihai doyumun olamayacağını, ancak sözü edilen güzel'in bir bütünlük hissiyatı olabileceğini ifade etmek istemiştim. Lacan ile ilgili söylediklerin doğru.. Lacan, arzunun asla tam bir doyum hissi vermeyeceğinin yanında geçici bir doyumdan, hazdan da söz eder. Doyum geçici olduğundan, arzunun, kaygan bir zeminde hep bir arayışa yöneleceğini ifade eder. Dahası, haz (jouissance) acıyı da içerdiğinden ve en nihayetinde sınırları ortadan kaldırmasıyla özne için yıkıcı da olduğundan ertelenmesi de gerekir. Bu da arzunun tam doyumunu, tatminin ulaşılabilirliğini olanaksız kılar. Retorik farkı olsa da esasen Lacan ile benzer bir sonuca ulaşıyoruz: İnsan, bir bütünlük duygusunun peşindedir. Nihai bir "tam olma" hâline ise ulaşamaz. Fakat ben Platon'un idealizasyonunun ve psikanalitik kuramın katılığının yanına insancıl bir gerçekliği eklemek istiyorum: insan, ontolojik/yapısal eksikliği itibariyle tamamlanamayan olsa bile, yine de, bir başka varlıkla ilişkisinde o bütünlük duyumsamasına eriştiğinde, bunu sahiden hissettiğinde, aşağıdaki yorumda W Ockham'ın da dediği gibi, varoluşsal karmaşası hafifleyebilir. Karmaşa ortadan kalkmaz, ama hafiflemesi az şey midir? İşte bundan dolayıdır ki, bahsettiğim bütünlüğü duyumsatan yaşantının veya varlığın özlemi bu denli güçlüdür, dinmez. Ve bu noktada, duyulan ihtiyaç da, Lacan'ın söz ettiği "doyurulabilir ihtiyaç"tan farklı bir şeydir.