Puan vermedi·394 syf.····Okunma: 19 Kasım 2025 16:31 BAŞTAN SONA SPOİLER İÇERİYOR. KİTABI OKUANLAR İÇİN BİR İNCELEMEDİR.
EZİLENLER
Kitap okuyucuyu o kadar içine alıyordu ki Ivan hep benmişim, bu olaylar hep benim başımdan geçiyormuş gibi hissediyordum. Ivan karakteri çok içten bir karakterdi, bu yüzden bu karakteri kendinize çok yakın hissediyordunuz. Nataşayla aşklarına gelecek olursak aslında Nataşanın başta Ivana yakınlık göstermesinin ona olan hayranlığından kaynaklı olduğunu anlamıştım ama Ivan Nataşaya vurgundu. Nataşanın güzelliği, saflığı, dürüstlüğü onu büyülemişti. Nataşa gerçek aşkı bulunca ona olan hislerinin aşk olmadığını anlamıştı, ona olan hisleri karakterine olan hayranlığıydı. Ivan Natasayı o kadar seviyordu ki Nataşanın mutluluğu için nişanlısı olduğu halde Nataşayı âşığına kendi elleriyle teslim etmişti, zedelenen onurunu hiçe saymıştı. Nataşayla Alyoşanın en yakın dostu olmuştu, onları sürekli gördüğü halde azap çekmiyordu; tersine Natasa adına mutlu oluyordu. Nataşa için yapamayacağı hiçbir şey yoktu. Nataşa da onu seviyordu ama bu sevgi hep dostçaydı. Ivan onu sevmekten asla vazgeçmemişti, bir bekleme değildi bu ama yüreğinde hep Nataşayı taşıyordu. Oysa Nataşa dosttan öte görmüyordu onu. En değer verdiğin dostun da olsa küçük bir aşk kıvılcımına harcanabilir o dostluk. Nataşanın onu her şeyden çok seven ailesini Alyoşa için bırakıp gitmesi de sevginin diğer tüm duygulardan daha baskın olduğunu gösteriyor bize. Nataşanın gidişi beni çok yaralamıştı. Prensin babasına yaptıklarına rağmen onun oğluyla kaçması, en önemlisi babasının ona karşı başka hiçbir baba kızda görülmeyecek kadar müthiş sevgisini bırakabilmek… Gerçekten bunun için çok büyük bir güç gerekiyor. Nataşa aşkından aldı bu gücü, ona güvendi. Babasının sırf Nataşa duymasın diye onun hakkında çıkan dedikodulardan onu koruması, bu dedikodulardan en çok babasının yaralanması ama Nataşanın dedikoduları çıkan kişiyle kaçması babasının onu affedememesini haklı bulduruyor bize.
Anlatılan 6 ay bana hep uzun yıllar sürmüş bir olay gibi geldi çünkü babasının özlem duygusu o kadar fazlaydı ki sanki Nataşa ile babası yıllarca görüşmemiş gibiydi. Nataşanın “Babam benim saflığımı, küçüklüğümü, olgunlaşmamış halimi seviyordu, şu anki âşık olmuş, olgunlaşmış saf halimden eser kalmamış hâlimle beni istemez.” deyip babasına gidip af dileyememesi yüreğime dokunmuştu. Bu düşünce bana çok gerçekçi ve çok etkileyici gelmişti. Babasının sürekli Nataşanın evine gelip kapıdan dönmesi, son anda vazgeçmesi, sürekli Nataşasını pencereden görüp onu kutsamaya çalışması da çok duyguluydu. Tabii babası bunları Nataşayı affettikten sonra söyledi. Affetmeden önce hep çetin duruşluydu, kızından nefret ediyor gibi duruyordu, onun hakkında hiçbir şey duymak istemediğini söylüyordu ama gizlice kızını takip ediyordu. Neler yaptığını, neler yaşadığını, kızının her duygusunu içinde yaşıyordu gizlice. Kendini harap ediyordu kızını düşünmekten. Babasının ona duyduğu sevgi paha biçilemezdi. Kızının küçüklüğünün fotoğrafı olan madalyon kısmı çok etkileyiciydi.
Alyoşaya gelecek olursa bana hep garip geldi; yaptıklarının bilincinde, pişman ama mutlu. Nataşaya yaptığı her ihanetten suçluluk duyuyor, kendini affettirmeye çalışıyor ama sonra yine yapıyordu. Nataşaya deliler gibi âşık olduğu halde yapıyordu bunu. Nataşa da sanki küçük çocuğuymuş gibi hep affediyordu. Alyoşa da bundan suçluluk duyuyordu ama yine zevklerini ve isteklerini bırakamıyordu. Bilinçsiz gibiydi, yaptıklarından başkası sorumlu gibiydi. Kendi kendine karar veremiyordu. Nataşayı Katya için terk etmesi ama bunu kabullenemediği için ona evlilik sözü vermesi ve bunu gerçekten yapacağına inanması da çok çocuk ruhlu, olgunlaşmamış biri olduğunu kanıtlıyor. Zaten Nataşa da sonda Alyoşanın çocuk olması ve onu annelik içgüdüleriyle sevdiğini anlamıştı. Nataşanın ona, onun da Nataşaya sonsuz aşkını bildiği halde sıkılmıştı bu aşktan; yeni bir şeyler arıyordu, yeni arkadaşlar, yeni ilişkiler arıyordu. Çocuk gibi ve Katyayı Nataşaya tercih ettiğinde yine bilinçsizdi ama ona da âşıktı. Katya da onun çocuk ruhunu seviyordu. Katyanın Nataşaya, Alyoşayı mutlu edeceğine söz verip gitmesi de beklenmedik ve etkileyiciydi.
Küçük Nellimize gelelim… Nelli 14 yaşında olmasına rağmen o kadar olgun duyguları vardı ki bu duygular çok net hissediliyordu. Her hareketinde gurur vardı Nellinin. Kendisine yapılan iyilikleri sindiremiyordu, bu iyilikler altında eziliyordu sanki. Bu yüzdendir ki onu almak isteyen tüm ailelere “Beni hizmetçiniz olarak alın, çocuğunuz olarak değil.” diyordu; kabul edemiyor, hazmedemiyordu bu karşılıksız iyiliği çünkü o farklı bir hayat yaşamıştı, çok azap çekmişti. Annesi öldükten sonra da çok kötü ellere düşmüştü, hiç iyilik görmediği yerlere. Nellinin İhmenev’e kızını affetmesi için tüm hayat hikayesini anlattığında artık kendimi tutamadım, mahvoldum. O kadar duyguluydu ki o kısmı tekrar tekrar okudum. Annesiyle Nataşanın yaşadıkları neredeyse birebirdi, tabii sonları farklı oldu. İkisi de aşk için ailesini terk etmişti ve o çok güvendikleri aşk onları yarı yolda bırakmıştı. Nellinin annesinin babasının ayaklarına kapanmasına rağmen babasının onu affetmemesi, annesinin üzüntülü bir son yaşamasına sebep olmuştu. Babası ancak o zaman anlamıştı yaptığı hatayı. Nellinin bunu İhmenev kızını affetsin diye anlatması beni paramparça etmişti. Küçücük kız neler yaşamış… Ivanın Nelliye yaptığı büyük bir haksızlıktı; bilinçli olarak yapmamıştı ama düşünmeliydi. Nellinin ciddi hastalığı olmasına rağmen sırf baba kız barışsın diye Nelli’nin hayatını tehlikeye atması, onun duygularını altüst eden şeyleri anlatmasını istemesi çok kızdırmıştı beni, hatta sonunda ölümüne sebep olması da bundandı. Nelli zaten çok uzun yaşamayacaktı ama bu kadar erken de ölmeyecekti. Ölümüne onlar sebep oldu. Baba kızın barışması için küçücük bir can feda etmeye değmezdi. Beni Nellinin bu anlattıkları ölümünden daha çok etkilemişti, çok vurucuydu.
Nellinin babasının prens olduğunu anladığımda şok olmuştum. Prens kurnaz olduğu kadar da duygusuz biri. Çevirdiği oyunları anlamak çok zor, zeki biri, işini iyi biliyor. Kitabın zeki ve kötü karakteriydi. Onun da aşağılamaları çok etkileyiciydi, benim bile içimde öfke kabarıyordu. İnsanın içine işleyen bir küstahlığı vardı ve çok iyi yansıtılmıştı kitapta. Son olarak arkasından oyun çevirdiği kişileri işi bittikten sonra aşağılaması, bundan zevk alması karakterini çok iyi yansıtmıştı. Nellinin Ivana âşık olması olağan bir şeydi; geldiği yerden hiç sevgi görmemişti, gördüğü ilk sevgiye sarılması, âşık olması normaldi. Burada onu suçlayamam, her ne kadar yaşı küçük olsa da. İhmenevin Nelliyi kızı gibi görmesi ona çok bağlanmasına sebep olmuştu, o kadar bağlanmıştı ki öleceğine hiç inanmıyordu. Kitabın en çarpıcı noktasına gelecek olursak: Nellinin annesinin çiçeklere bayıldığı için Nellinin de çiçekleri sevmesi, İhmenevin onun odasını hiç çiçeksiz bırakmaması ve tabutunu çiçeklerle doldurması…
Kitapta duygular o kadar içten bir şekilde yazılmıştı ki büyülenerek okudum. Kitaptaki karakterlerin tüm duygularını içimde yaşadım. Bu kitap bana her duyguyu tattırdı. Her sayfası müthiş incelikliydi. Dolu dolu bir kitaptı.
Okuduğunuz için teşekkür ederimm