Faulkner bu romanda dilini şaşırtıcı derecede yumuşak ve mizahi kullanmış. Okurken bazen gerçekten kahkaha attım, bazen de Lucius’un saf sorularına içim burkuldu. Yine de hikâyenin altında Faulkner’ın Güney’e, geleneklere ve değişen zamana dair ince gözlemleri hep hissediliyor. Özellikle otomobilin romanda bir sembol gibi öne çıkması hoşuma gitti; eski ile yeni arasındaki geçişi çok şık bir şekilde temsil ediyor.
10/10