Bellow’un en çarpıcı tarafı, düşüncelerin akışını olduğu gibi bırakması. Herzog bir anda felsefeye dalıyor, sonra kırgınlıklarına, ardından çocukluğuna… Bu sıçrayışların hepsi bir bütünün parçaları gibi insan zihninin gerçek hali zaten böyle değil mi?
Roman tam da bu yüzden sahici
Düzenli değil, ama dürüst.
Herzog’un hayatındaki kırılmalar düş kırıklıkları, yanlış seçimler, kaybedilmiş ilişkiler romanın dramasını değil, onun insanlığını kuruyor. Okurken bazen kızıyorsun, bazen üzülüyorsun, bazen de “ben de böyle hissetmiştim” diyorsun. Çünkü Herzog’un karmaşası bize çok tanıdık.
Kitabı benim için özel yapan şey şu:
Herzog büyük bir hikaye anlatmıyor, büyük bir zihin gösteriyor. İnsanın kendi içinden geçirdiği her cümlenin aslında bir mektup olabileceğini, çoğunun da asla gönderilmeyeceğini hatırlatıyor.
Son sayfayı kapattığımda hissettiğim şey, bir insanın kendi iç sesini affetmeye başladığı o hafiflikti. Herzog, tam olarak bunu anlatıyor Dağınık olsak da, kırılmış olsak da düşüncelerimizin karması bile yaşadığımızın kanıtı.
10/10