Puan vermedi·332 syf.····Okunma: 07 Ekim 2025 01:56 Nermin Yıldırım’ın kalemiyle ilk tanıştığımdan beri onun dünyasına adım atmak, bir roman okumaktan çok kendi içime doğru bir yolculuğa çıkmak gibi geliyor bana. Yazarın neredeyse tüm kitaplarını okudum; elimde yalnızca Rüyalar Anlatılmaz kaldı. Misafir ise beni en çok sarsanlardan biri oldu.
Roman iki farklı ağızdan anlatılıyor: biri klinikte hemşire olarak çalışan Rikkat Hanım’ın sesi, diğeri ise orada “misafir” olarak bulunan Esin’in. Nermin Yıldırım, hikâyeyi bir psikolojik klinikte kuruyor ama oradaki insanları “hasta” değil “misafir” olarak tanımlıyor. Çünkü aslında hepimiz, zaman zaman kendi zihnimizde konaklayan birer misafiriz.
Rikkat Hanım da Esin de kendi içlerinde derin çatışmalar yaşayan iki karakter. Biri başkalarına şifa olmaya çalışırken kendi yarasının kabuk tuttuğunu sanıyor, diğeri ise geçmişin ağırlığından kurtulmaya çabalarken yeni yüzlerde kendi hikayesinin yankısını buluyor. Klinik duvarlarının arasında geçen bu hikâyede, her yeni “misafir” aslında onların kendi iç dünyalarına açılan bir kapı oluyor.
Yıldırım, insan psikolojisini o kadar net, vurucu ve sahici bir dille anlatıyor ki; bazı cümlelerde durup nefes almak istiyorsunuz. Onu okurken sürekli kendimden parçalar buldum. Sanki beni bana anlatıyordu. Duyguların, travmaların ve içsel çözülmelerin içinden geçerken bir noktada hem okur hem “misafir” oluyorsunuz.
Yalnızlığın, ait olmanın ve kendiyle yüzleşmenin hikayesini anlatan Misafir, aynı zamanda insanın kendine misafir olma hâlini de büyüleyici bir dille ortaya koyuyor.
Severek, hatta bayılarak okudum. Nermin Yıldırım, çağdaş kadın yazarlar arasında en sevdiğim, en beğendiğim, okumaktan en çok haz aldığım ilk üç yazarım arasında.