“Sönmüş ateşi yaşmağımın tülüyle tutuşturamadım, ırmaktan sepetle su taşıyamadım, karaya oturmuş gemiyi ipek kuşağımla yüzdüremedim. Taşlara da kırıldım, göklere de incindim. Yani ben buraya yana yana, kanaya kanaya geldim.
Selâmlar olsun, ben geldim.
Yüzüm gözüm yara bere, dizlerim kan revan içinde. Nereye gitsem kaçtığımı orada hazır ve nazır buluyorum, bir yandan
soluklansam diğer yandan boğuluyorum, sağ yandan onarılsam sol yandan yıkılıyorum. Toprak ile hemzemin, sanki ölmüşüm de üzerime eğilen yüzleri bir bir seyretmedeyim.”