“ "Savaşta ahlak yoktur," dediler. "Ama yamyamlar asla bir günde yiyebileceklerinden fazlasını öldürmezler. Sizin savaşlarınızda, birkaç dakika içinde binlerce kişi ölüyor.
Belki de sizin komutanlarınıza savaşın beş dakika sürmesi için anlaşmaları konusunda bir öneride bulunmak yerinde olur. Böylece tüm ana babalar savaş alanına gelirler, çocuklarından geri kalan parçaları alır, eve goturup gomer-ler. Ondan sonra bir beş dakika daha savaşıp savaşmamak söz konusu olursa, eminim savaşlar biter. Baştan aşağı anlamsız olan bir olaydan anlam çıkarmak çok güç." ”
“Gülhane Parkı’nda ceviz ağacı değildim ki benim için şiirler yazılsın, hastane önünde incir ağacı değildim ki adıma türküler yakılsın. Bu dağın başında, şu uçurumun yamacında kim beni fark eder, ismimi kim anardı? Şiirden şarkıdan geçtim, kim benim için iki satır yazardı?”
“Sönmüş ateşi yaşmağımın tülüyle tutuşturamadım, ırmaktan sepetle su taşıyamadım, karaya oturmuş gemiyi ipek kuşağımla yüzdüremedim. Taşlara da kırıldım, göklere de incindim. Yani ben buraya yana yana, kanaya kanaya geldim.
Selâmlar olsun, ben geldim.
Yüzüm gözüm yara bere, dizlerim kan revan içinde. Nereye gitsem kaçtığımı orada hazır ve nazır buluyorum, bir yandan
soluklansam diğer yandan boğuluyorum, sağ yandan onarılsam sol yandan yıkılıyorum. Toprak ile hemzemin, sanki ölmüşüm de üzerime eğilen yüzleri bir bir seyretmedeyim.”