Kübra Puğar

Kübra Puğar
Güzin ablası kitaplar olan bir kızdım..
9/10
·110 syf.··
2026 26. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 22:22
En son hangi kitaba bu kadar güldüm hatırlamıyorum. Yine Moliere’nin Cimri’si olabilir belki ama bu ondan da komikti. Toplumda soylu, asil görünme hastalığına yakalanan Mösyö Jourdaine (ya da Mamamuşi mi desek )’i ve onun temsilinde bu tür insanları hicvediyor. Cehaletin sömürülmeye, iyi niyetin istismar edilmesine neden olmasını müthiş anlatmış. Tiyatro eserlerini daha sık okumalıyım dersi verdi bana. Tavsiyedir.
Kibarlık BudalasıMolière · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·332 syf.··
2025 47. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Ekim 2025 01:56
Nermin Yıldırım’ın kalemiyle ilk tanıştığımdan beri onun dünyasına adım atmak, bir roman okumaktan çok kendi içime doğru bir yolculuğa çıkmak gibi geliyor bana. Yazarın neredeyse tüm kitaplarını okudum; elimde yalnızca Rüyalar Anlatılmaz kaldı. Misafir ise beni en çok sarsanlardan biri oldu. Roman iki farklı ağızdan anlatılıyor: biri klinikte hemşire olarak çalışan Rikkat Hanım’ın sesi, diğeri ise orada “misafir” olarak bulunan Esin’in. Nermin Yıldırım, hikâyeyi bir psikolojik klinikte kuruyor ama oradaki insanları “hasta” değil “misafir” olarak tanımlıyor. Çünkü aslında hepimiz, zaman zaman kendi zihnimizde konaklayan birer misafiriz. Rikkat Hanım da Esin de kendi içlerinde derin çatışmalar yaşayan iki karakter. Biri başkalarına şifa olmaya çalışırken kendi yarasının kabuk tuttuğunu sanıyor, diğeri ise geçmişin ağırlığından kurtulmaya çabalarken yeni yüzlerde kendi hikayesinin yankısını buluyor. Klinik duvarlarının arasında geçen bu hikâyede, her yeni “misafir” aslında onların kendi iç dünyalarına açılan bir kapı oluyor. Yıldırım, insan psikolojisini o kadar net, vurucu ve sahici bir dille anlatıyor ki; bazı cümlelerde durup nefes almak istiyorsunuz. Onu okurken sürekli kendimden parçalar buldum. Sanki beni bana anlatıyordu. Duyguların, travmaların ve içsel çözülmelerin içinden geçerken bir noktada hem okur hem “misafir” oluyorsunuz. Yalnızlığın, ait olmanın ve kendiyle yüzleşmenin hikayesini anlatan Misafir, aynı zamanda insanın kendine misafir olma hâlini de büyüleyici bir dille ortaya koyuyor. Severek, hatta bayılarak okudum. Nermin Yıldırım, çağdaş kadın yazarlar arasında en sevdiğim, en beğendiğim, okumaktan en çok haz aldığım ilk üç yazarım arasında.
MisafirNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20182,975 okunma
8/10
·228 syf.··
2025 46. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Ekim 2025 20:08
Bir satranç tahtasında yalnızlık… Nabokov’u okumaktan hep biraz çekinirdim. Zihinsel yoğunluğu, dil oyunları ve anlatım katmanları gözümü korkuturdu. Fakat Lujin Savunması ile bu önyargım kırıldı. Dilinin düşündüğüm kadar ulaşılmaz olmadığını, hatta kendi ritmine kapılınca çok akıcı bir biçimde ilerlediğini fark ettim. Satranç ustası Lujin’in yaşamı, çocukluğundan itibaren bir oyunun kurallarıyla şekillenen bir yalnızlığa dönüşüyor. Onun dünyası, taşların hareketi kadar sınırlı ama o kadar da derin. Nabokov, Lujin’in iç dünyasını anlatırken zihnin çöküşünü sessizce izletiyor bize, sanki bir partideki son hamleyi tahmin etmeye çalışır gibi. Karakter bana Martin Eden’i hatırlattı; ikisi de kendi tutkularının içinde yanarak kaybolan insanlar. Biri satrançta, diğeri yazıda… Her ikisinde de dâhilikle deliliğin sınırı neredeyse silikleşiyor. Bu kitapla birlikte Nabokov’un dünyasına ilk adımımı attım ve artık o kadar da korkutucu gelmiyor. Aksine, zihinsel bir oyunun estetik zevki gibi, dikkatli oynandığında büyüleyici. Kitabı #kitapdünyambirlikteokuyor grubumuz ile #neyazsaokurum maratonu doğrultusunda okuduk. İyi ki de okuduk.
Lujin SavunmasıVladimir Nabokov · İletişim Yayınevi · 2017266 okunma
10/10
·248 syf.··
2025 57. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Ekim 2025 00:11
Kitabın adını ilk duyduğum anda “bunu seveceğim” demiştim. İçimde garip bir güven, bir tanıdıklık… Ve yanılmadım. “Altı Harfli Bir Tatlı”, daha ilk sayfada kalbime dokunan ne varsa, son sayfasında da aynı yerden yokladı. Şermin Yaşar’ın cümlelerinin arasına düşmek hep böyle: hem memnun eden bir sıcaklık, hem içini kıran bir doğruluk… Selime Teyze’nin sessizliği, Meltem’in arayışı… Bu iki insanın birbirinin aynasında kendini tamamlayışı. Birinin geçmişiyle ötekinin geleceğine ışık oluşu. Okurken onlarda kendimi görmeme şaşırmadım ama bu kadar iyi tanımlanmış hâlime bu kadar kırılacağımı da bilmiyordum. Selime Teyze. Yılların ağırlığını sessizce taşıyan bir kadın. Kaybettiği kocasının ardından çocukları tarafından hatırlanmak isteyen, sırf “beni merak ederler mi?” diye bankaya gidip parayı çeken, hasta olmadığı hâlde hastaneye uğrayan bir anne… Sitemi bile ince, acısı bile tatlıya dönüşebilen bir kadın. Kendi yaşlılığımızın gölgesini taşıyan, kendi annemize benzeyen, bazen de bize benzeyen… Meltem ise hayatın ortasında neye tutunacağını bilemeyen genç bir kadın. Kendine soramadığı bütün soruları Selime Teyze’nin sessizliğinde duyuyor. Anneliğin eksikliği, “ben kimim” sorusu, geçmişle kurulamayan bağlar… Onu iyileştiren şey büyük bir mucize değil, Selime Teyze’nin sakinliği, varlığı, yavaşça açılan kapıları. Bu iki kadının yolları kesiştiğinde hikâye sadece bir roman olmaktan çıkıyor; bir ruhun diğerine şifa oluşuna dönüşüyor. İki farklı yaş, iki farklı yalnızlık, iki farklı yara… Aynı evde birbirine dokunuyor. Bazı hikâyeler insanı yavaşlatır, düşündürür, kalbini yumuşatır; bu kitap da tam öyle. Her sayfasında bir tebessüm, bir sızı, bir anne kokusu gizli. 2025’te okuduklarım arasında en sevdiğim, okurken en çok huzur bulduğum kitap bu oldu. Okuyun. Çünkü bazı
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,5bin okunma
Puan vermedi
Necip Fazıl’ın tiyatroları ile ilk kez tanıştım ve Reis Bey ile o dünyaya adım atmak beni gerçekten etkiledi. Dilinin bu kadar sade, anlaşılır ve akıcı olacağını hiç beklemiyordum. Okudukça hem insan ruhunun derinliklerine hem de adaletin vicdanla nasıl sınandığına tanıklık ettim. Reis Bey, ilk sayfalarda soğuk, mesafeli, hatta duygusuz bir hâkim olarak karşımıza çıkıyor. Ama sayfalar ilerledikçe bu soğukluğun yerini bir vicdanın yavaş yavaş dirildiğine bırakışını görüyorsun. Bir hata, bir pişmanlık ve sonunda bir uyanış… Necip Fazıl, meseleyi sadece hukukla değil, insanın kalbiyle de tartıyor. Merhamet, vicdan, adalet, hata ve bağışlanma. Hepsi bir arada, hem bir insanın hem de bir toplumun kendisiyle yüzleşmesini anlatıyor. Bu zamana kadar Necip Fazıl’ın tiyatrolarını hiç okumamış olmamın pişmanlığını derinden hissettim. Çünkü Reis Bey sadece bir dava hikâyesi değil; adaletin, merhametin ve insan olmanın yeniden tanımı. Okuyun, okutturun.
Reis BeyNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 19949,8bin okunma