Puan vermedi·78 syf.····Okunma: 22 Kasım 2025 20:12 Prometheus'un trajedisini okudum. Zeus'a baş kaldıran o azgının inadını gördüm. Bilgelerin en bilgesiydi ama bir azgının, sapkının ateşini taşıyordu o. Pek tabii, ateşi tanrılardan kandıran birisinden de bu beklenirdi. Prometheus şüphesiz büyük devrimciydi, iktidara karşı baş kaldıranların sonuncusu değildi ama en yücesiydi. Onun işaret ettiği devrim ise sonsuz kez sürer, sonsuz kez gerçekleşir. Zeus'un, o keyif sevdalısı tanrıların tahtı defalarca alaşağı edilir. 19-20. yüzyılın çalkantılı ideolojik hareketlerinin haberini veriyordu Prometheus gizliden gizliye. Zira bilgelerin en bilgesi, öngörülerini bize bağışlamıştı. Doğrusu kendisi tutsak olsa da ateş insana çok yakıştı. Tanrılar insanı, -isyan edenin ortaklarını- sıkıntılarla cezalandırdılar. İşte bu trajedi, tarihin en büyük TRAGEDYASI hem bilimin hem de siyasi devrimlerin habercisi! Aklın ateşiyle yakıp yok edeceği her altından taht. Bir döngüdür ki bu Taht'a pisleyen herkes başka bir Taht'ın varisi olacak. O da Tahtından edilmeye yazgılı olacak. Kronosoğlu Zeus kadar iştihamlı da olsa, otoritenin tahtı hep sarsıntı içerisindedir bu yüzden. Yıktığı gibi yıkılacak. Hem nedir ki şu Prometheus'un ateşi? ATEŞ ki hem tutku hem akıl, ateş ki melek eliyle geldi ama şeytani bir güç taşıyor. ATEŞ ki yücelerin yücesi ama bütün kutsallara leke sürüyor. Yakıp yok olacak insanlık, yok edecek her defasında kendini bu insanlık. 1984'de Cesur Yeni Dünya'da her defasında ateşin kendine karşı nasıl bir uyarı sistemi olduğunun kanıtı değil mi? Üstüne basılsa bile insanın başını kaldırıp kendi ölümünü izlemesi yazgı değil mi? Belki galaksiyi ele geçirecek olsa da... Bitmeyecek açgözlülüğün ve önden kararlaştırılmış ölümün ölümsüzlük bahşettiği yaşamın isyanı, BENGİ DÖNÜŞ'ün mukkaderatı değil mi? Böylece Güneşten bile daha yakıcıdır aklın ateşi. Zira Güneş de ona dahildir de o Güneş'ten ibaret değildir.
******
Prometheus haber veriyordu ateşi taşıyanların kaderini. Kendisini ne diye dile getirdi, Tanrı uşağı Hermes ile konuşmaya bile neden tahammül etti? Dinleyen bir insanlık korosu vardı. İşte budur ateşi taşıyanların kaderi!
'Görün, bakın bana ve zalimler zalimi iktidarın alçaklığına şahit olun. Unutmayın yolumdan giderseniz ya böyle bitersiniz ya da Zeus'un kanını içersiniz.'
Bir vurgu daha var ki en önemlisi, TANRILARIN ARMAĞANINDAN sakın kendini! Unutmuştu Epimetheus tarihin en bilge tavsiyesini, açma demişti Prometheus ona Tanrıların gönderdiği hediyeyi. Pandora kutuyu açıverdi ve içinde sadece umut kaldı, içindeki bütün tehlikeler ise Dünya'ya Tanrı'nın cezası olarak dağıtıldı. Tanrı'nın insana sevgisiydi 'Cehennem'
Umut neydi peki insan için? Pandora'nın ağzını kapattığı kutunun içi boştu, bu doğru. Fakat umudu saklayan kutuyu duymayan kaldı mı? Bunda kulakları iyi duyanlar için bilgelik vardır. Pandora umudu saklamıyor, Pandora fikri insanın kalbinde atıyor. Tanrıların ironisi, insanın oyunudur. Tanrıların gücünü değilse de kahkahasını çalmayı bilenlerdir Tanrı'nın oyuna çomak sokanlar. Ancak hırsları ve romantize edilmiş idealleri tarafından tüketilmişlerdir Pandora'nın bomboş olduğunu görenler. Bu yüzden bilgeler asla açmazlar bu armağanı. Zira umut, Pandora'nın açılmasında değil, yürekte taşınmasındadır.
Pandoradaki Umut, tanrının iyiliklerinin sonuncusudur. Sonuncu olmasındandır insandan esirgenmişliği. Fakat Pandora'yı açmak umut vermesin kimseye, onu 'arama halinde' olmak bile değil. Pandora'yı her daim fethetmek, her defasında ele geçirme arzusuyla dolup taşmak. Umudu tanrılar bile saklayamaz insandan. Zira umudun esirgenmişliği, umudu meydana getirdi paradoksal olarak. Böylelikle tanrının gücü varsa, insanın kahkahası var.
Yine de bilgeler derler ki çaresiz olana mahsustur Umut, altüst etmiyorum bu cümleyi. Ekliyorum sadece şunu;
Maddenin isyanı ve umudu da onun engellenemez tabiatındandır. Bunu maddeye açıklasan ne açıklamasan ne, yaşamak hakkında konuşan yaşayanın yorumlarından başka bir şeyi olmayanların ateş gibi yanmayı yadsımamasında da bilgelik vardır. Sözleri ateş gibi olan bilgelerin ümitsizlik hakkında konuşmaları bile kendini açık eder.
Ümitsizlik hakkında susmayan yitip giden umutlarını yad etmekte teselli buluyor,
Ümitsizlik hakkında hâlâ konuşabilen yaşamaya dair ne amacı varsa 'Umutsuzluk' kelimesi altında onu topluyor,
Susun artık, acı konuşsun sadece konuşacaksa. Acıdan ve çaresizlikten bu kadar konuşulduğu yeter, onları anladıkça içine batacaksak eğer. Karanlığın çöktüğü bataklıkta zayıf olacaksa bile umudun ışığı, yine de onu takip etmeye değer. Işığı gören gözleri oldukça insana ışık dışarıdan da değildir üstelik, yaratımın kendisidir. En nihayetinde Umut acıyı arttırmaz, onun içinden geçer.