Uzun aradan sonra merhaba!
Bu kitabın yorumuna geçmeden evvel bir kaç bilgi paylaşmam gerek.Çünkü açıklayacağım olguları yazar karıştırmış epey.
Öncelikle bu bağlamda teizm, pamteizm ve panenteizm arasındaki farkı anlamamız elzem.
Tanrı tasavvurunda monoteizm yani tek tanrı inancı olan İbrahim-i dinlerde Tanrı her şeyin nedenidir. Tüm âlemden aşkın bir varlıktır.
Panenteizmde ise Tanrı içkindir. Nasıl ki insanın ruhunu saran bir beden varsa Evren de Tanri'yı saran bir beden gibidir. Ruh tekamül eder ve sonunda Tanrı ile bir olur. Doğu mistizmi ve İslam coğrafyasındaki tasavvuf pamateizm inancıdır. Bir diğer adı da vahdet-i vüuttur.
Panteizmde de Tanrı içkindir ama burada Evren Tanrı'nın nedeni değil ta kendisidir. Tek töz vardır, o da Tanrıdır. Evren/Tanrı 'da hangi maddeler varsa tüm varlıkta da aynı maddeler vardır. Yani materyalist bir görüştür. Ve Spinoza tarafından geliştirilen bu görüş Batı'da panteizm olarak adlandırılırken İslam coğrafyasında Vahdet-i mevcut olarak geçer.
Yani özetle:
İbrahim-i dinlerde (monoteizm) Tanrı Evrenin nedenidir.
Panenteizmde Evren Tanrı'dan sudur etmiştir yani Tanrının yansımasıdır.
Panteizmde Evren Tanrı'nın kendisidir.
Şimdi bunu neden açıkladım?
Çünkü kitap Einstein üzerine temellendirilmiş. Bilindiği üzere Einstein, Tanrıtanımazdır ve bir demecinde Spinoza'nın tanrısına inandığını ifade etmiştir; yani .panteistir.
Ama kitapta ortalık biraz karışmış;)
Kitabımızın baş karakteri olan tarih profesörü Arap Baharı'nın başladığı Mısır'da Fizik profesörü olan Iranlı bir kadınla buluşuyor. Ve bu kadın tarafından ona, ellerinde Einstein'ın el yazması olan şifreli bir belge olduğunu ve bu profesörün de onu çözmesi gerektiği söyleniyor. Profesör kabul ediyor bu görevi ama o da ne? Bu belgeden CIA de haberdardır. Onlar da aynı zamanda kriptolag olan bu tarih profesörünün onlar için çalışmasını istiyor. Çünkü İran'daki bu el yazması belgenin yapımı kolay olan bir atom bombasının formülü olduğunu düşünüyorlar. Bu noktadan sonra bilim, felsefe, siyaset, inanç, casusluk ve gerilim temalı muhteşem bir yolculuk başlıyor.
Profesörün el yazması belgenin sırrını ortaya koymak adına çıktığı yolculukta yolu Tibet'e de düşüyor. Burada Budizm, Taoizm, Hinduizm gibi fraksiyonları olan Doğu mistismi ile bilimi neredeyse eşdeğer sayıp aynı potoda eritiyor.
Yetmiyor bir de söz konusu el yazması belgenin sırrının İncil'de olduğunu öne sürüyor.
Maalesef burada yanlı bir tutum var. Varlığı açıklamak adına İncil'i yüceltirken, İran üzerinden Islam dinini yeriyor. Doğu mistizmini yüceltirken "Enel Hakk" dediği için derisi yüzülen Hallac'tan hiç söz etmiyor. Kaldı ki Spinoza'nın Tanrısına inanan ve kutsal kitapların tasvir ettigi antropomorfik tanrıyı reddeden Einstein'i tam tersi bir şekilde yorumluyor. Birbirinden farklı olan monoteizmi, panenteizmi ve panteizmi sanki aynı şeymiş gibi ifade ediyor.
Tüm bunların dışında kuantum fiziği de dahil kozmolojiye dair bilimsel sohbetler muhteşemdi. Kitabın kurgusu yukarıda anlattığım olgulardaki kafa karışıklığına rağmen çok iyiydi. Okurun heyecanını diri tutmayı başaran bir üslubu var yazarın.
Kitabı mutlaka tavsiye ediyorum.Zira okuyan çok şey kazanacaktır mutlaka ama yukarıda yazdığım ayrıntılar gözardı edilmeden doğru anlaşılabilirse daha sağlıklı bir okuma olacaktır. Aksi halde yazarda olduğu gibi kafa karışıklığı yaratabilir. :)))
Sevgiler, Çav bella