Arka kapak yazısına aldanıp bir Oğuz Atay, Pessoa okuyacağım beklentisi ile çok altında bir şey ile karşılaşmak bende kitabı çok düşük bir yerde konumlandırdı. Beğenmeyi veya beğenmemeyi şekillendiren şey doğrudan beklentiler. Hiç araştırmadan yalnızca bu ışıkta edindim ve ilk kez Bukowski okudum. Kitabı bırakmayı o kadar çok düşündüm ki fakat yine de sonunu görmek istedim; bir Amerikan filmi izliyor edasıyla okudum, bu konuda görüntüler çok netti. Fakat boşa geçmiş saatler olarak bakıyorum, yazarın otobiyografik eseriymiş, salt kötücül geldi okuduklarım, hayatı boyunca belki de tek bir kişiden bile şefkat görmemiş birisinden söz ediyoruz, tedavi görürken hastanede hemşirede sadece bu hisse kapıldım. Şiddet görmüş, sevilmemiş bir çocuk, sık sık kötü beslendiğinden söz eden ve haklı olan; dışlanmış ve salt kötülük hissi. Hiçbir şey katmadı değil fakat gerçekten kitap kime hitap ediyor bunu yanıtlayamadım. Yine dönüp dolaşıp topluma, görülmemeye alışkın birinin nasıl da kaybolduğu çok gerçekti, direkt düşüncelerini duymak. Sokakta karşılaşmak istemeyeceğin birisi benim için ana karakter ve varlar. Yadsınamaz gerçek de burada.