İstanbul Türkçesi, dilin bir milletin hafızası, kişiliği ve uygarlık birikimi olduğu gerçeğini hatırlatan son derece değerli bir çalışma. Betik, yalnızca “doğru Türkçe nasıl konuşulur?” sorusunu yanıtlamakla kalmıyor, ayrıca İstanbul’un yüzyıllar boyunca süzülerek incelmiş, zarafet kazanmış, kulağa ipek gibi gelen Türkçesinin neden önemli olduğunu, nasıl oluştuğunu ve bugün nasıl korunabileceğini de anlatıyor.
.
Dil; bir milletin düşünce biçimini, değerlerini, ortak yaşama kültürünü taşır. Bu nedenle Çınar’ın dilin bozulmasını, sözcüklerin anlam yitimini ve yabancı sözcüklerin denetimsiz yığılımını ustalıkla çözümlemesi, betiğin en güçlü yanlarından biri. “Dilin kirlenmesi, düşüncenin kirlenmesidir.” mantığıyla doğrusu çok temel bir gerçeğe işaret ediyor çünkü sözcükler değiştiğinde yalnızca sesleri değil, zihnimizin çalışma biçimi de değişir. Sık sık vurgulanan bu nokta, okuru dile karşı daha bilinçli kılmayı başarıyor.
.
Çınar, İstanbul Türkçesini ele alırken gündedüne saplanmıyor, aksine dilin canlı, dönüşen ve gelişen bir yapı olduğunu anımsatıyor. Ancak bu dönüşümün “kendiliğinden ve savrularak” değil, “bilinçli ve estetik kaygı taşıyan bir kültürel süzgeçten” geçmesi gerektiğini anlatıyor. İstanbul Türkçesi “ne çok süslü ne kaba; ne yapay ne sıradan; akıcı, temiz, ölçülü bir söyleyiş biçimi”. Bu niteliklerin hem geçmişte hem bugün Türk toplumunun ortak iletişim zemini olduğunu görmek, okura dilin toplumsal birleştiriciliği hakkında güçlü bir farkındalık kazandırıyor.
.
İçerik, ses bilgisinden sözcük kullanımına, söyleyişten deyimlerin inceliğine dek birçok noktasına dokunmasıyla hem öğretici hem de keyif verici. Türkçenin incelik taşıyan damarlarını da gün yüzüne çıkarıyor. Her bölümde dil bilincinin bir kültür sorumluluğu olduğu hissediliyor.
.
Türkçeye gönül