kapalıçarşıda 1 yıllık yeni esnafım o zamanlar. sağda solda seyyar sattıklarımızı bir dükkana toplayıp nalburiye açmıştık. o zamanın girişimcilik enerjisiyle sürekli böyle filmler tüketiyordum. şu masadan kalkan lavuğun film boyunca tribi beni öyle etkiledi ki hayatımda ilk defa dükkana takım elbiseyle gittim ertesi gün. öğlene doğru işlerin kızışmaya başladığı vakitler bursada iş yapan bir perakendeci geldi dükkana toptan mal almak için. malları gösterdikten sonra iki çay söyleyip masaya oturduk fiyat için. beni takım elbiseyle gören çaycı rüstem abi "alim hayırdır düğün mü var" dedi. sol elimle sadece "çekil" işareti yaparak yolladım her gün elinden çay içtiğim adamı. perakendeciye çok yüksekten bir açılış yaptım bilerek. neredeyse çayı püskürtecek kıvamda şaşırıp "dalga mı geçiyorsun sen benimle" diyerek tepki gösterdi. sadece "sen neyi kaçırdığının farkında değilsin" bakışı atarak istifimi bozmadan suratına baktım. o da sadece benim suratıma bakakalınca mecburen konuşmak zorunda kalarak kafamdaki forsumu biraz zedeledim. "sen fiyatını söyle" dedim sakin bir tonla. "ya bas git işine gücüne abicim işim gücüm var benim oyalama beni" diyerek çıktı gitti dükkandan lavuk. çayın içine atıp henüz karıştırmadığı şekerlerle bakıştık bir süre. sonra adamı 1 yıl boyunca her ay görür oldum çarşıda. bizim aşağı sokaktaki irfanla tokalaşmış benden çıkınca. selamlaşıp ederken aradaki buzları biraz olsun erittik. irfanın dükkanda denk geldik bir gün şans eseri. ikimiz de çayımızın şekerlerini aynı senkronla karıştırıp yudumladık. çay bardağının tabanı çay tabağına temas eder etmez iç organlarımı gıdıklayan soruyu adama sordum. "maksimum kaç verirdin?" adam birazcık sırıtıp yapıştırdı cevabı suratıma. "ben dükkanına gelen çaycının yüzüne bile bakmayan adama zırnık vermem" dedi. muhtemelen o da başka bir filmin etkisi altında olmuş olacak ki lafını sokar sokmaz hızla kalkıp gitti. bu biraz daha bizim buraların havası kokuyordu. muhtemelen adam büyük yeşilçam gurmesiydi. bense alt yazılı film izliyorum diye marjinallik sanrısında savrulan bir kepazeydim. o günden sonra ne müslüman mahallesinde salyangoz, ne de kapalıçarşıda nalburiye satabildim. bu da böyle bir anımdır.