bokum geldi sevgilim.
biliyorum, pek yeri ve zamanı değil ama geldi işte.
anneannemlerde pek fazla içececek alternatifi yoktu.
sıcak ve şipşak olcabilecekler arasında en cazip olanı ise kayısı çayıydı.
ben galiba kayısı çayını biraz fazla kaçırmışım sevgilim.
kaşla göz arası üç poşet devirivermişim.
bu arada, kayısı çayının kabızlığa iyi geldiğine dair aldığın duyumlara pek güvencen yoksa artık güvenebilirsin.
çünkü ben deneyimledim sevgilim.
bağırsaklarımı ne denli büyük bir akarsu yatağına çevirebileceğine bizzat şahit oldum.
işte tüm bu sebeplerden dolayı, benim bokum geldi sevgilim. aslında bakarsan seni sevişim de böyle gelmişti. en ummadığım anda ve kaşla göz arasında. seni sevişimin gelmesi için bir şey tüketmemiştim ama. hatta bizzat ben tükenmiştim. en tükendiğim yerden doğdun sen sevgilim. en kuruyan yaprağıma mürekkep oldun damladın. ben de yazdıkça yazdım sonra seninle alın yazımı. haşa, tanrının gücüne gider diye düşünmeyin durup dururken şimdi. tanrı zaten alın yazınızı bizzat sizinle yazar. yani siz kendi defterinizin kalemi olursunuz farkında olmadan. koca tanrının işi gücü yok da sizin yazınızla mı uğraşacak bir de helvetica fontla. ben sadece becerememiştim işte pek kalem olmayı. erken tükenivermişim sağa sola oynarken. hatta kendime gelmek için epey bir sallanmışım, yetmemiş hatır hutur kanırtmışım hayatımı da belki kendime gelirim diye ama olmamış. bir damlacık iz bile damlamaz olmuş benden hayat çölüme. işte ben o kuraklıkta savrulurken sevgilim, sen ıslatıvermişsin benim defteri aniden. garip bir his hissetmişim başta. o kadar yabancı kalmışım ki bu hissiyata, nedir bu beni yaşartan ve yaşatan şey demişim gafilce. işemek gibi bir şey değil bu ama sevgilim yanlış anlama. daha çok işe yaramak gibi biraz daha. çünkü sen de bilirsin ki, bir kalem,