gazete bulmacası üstünde inşaat işçileri kahvaltı ediyor. resimdeki ünlü hülya avşar. sıvacı nuri, sürekli nişanlayarak fırlattığı siyah zeytin çekirdekleriyle hülya avşarın göğüs dekoltesini kapatıyor. "hep aynı şeyi yapıyorsun nuri. yapma." diyor ustası. "günahtır bizde ağabey. nimetin olduğu yerde meme olmaz." diyor nuri. "nimetin olduğu yerde meme olmayacak olsaydı, bizim karnımızı ilk doyuran nimet olan anne sütümüz oradan mı çıkardı be nuri" diyor ustası. nuri bir an, aylardır boğuştuğu konut kredisini hatırlayıp afallıyor. "haklısın ağabey. ben biraz bağnazlık ettim galiba" deyip, eline aldığı çokokrem kutusuyla kurtarıyor hülya avşarı marmarabirlik mahsullerinden. sonra da ziyade olsun deyip kalkıyor sofradan. işçisinin kırıldığını düşünen usta, kahvaltısına devam etmeyip nurinin arkasından gidiyor.
gölge bir cepheye bakan odanın uçurumuna oturup birer sigara yakıyorlar. usta, bekletmeden konuya giriyor. "ben hülya avşarın üzerine leke sürdürmem nuri. bu bugün zeytin olur, yarın labne olur, başka bir gün orospu yakıştırması olur, fark etmez. benim olduğum yerde hülya avşara kimse doğrudan ya da dolaylı olarak dokunamaz. dokundurtmam. biliyorum, sana saçma geliyor, anlamlandıramıyorsun söylediklerimi kafanda. ama bu böyle. benim kırmızı çizgim de bu amına koyduğumun dünyasında. nuri, sigarasından derin bir fırt aldıktan sonra ustasını yanıtlıyor. "biz de keyfimizden atmadık herhalde o çekirdekleri ağabey. hülya en az senin olduğu kadar, hatta seninkinden çok çok daha büyük kırmızı çizgim benim. bana yazdı, konuştuk. sabaha kadar mesajlaştık whatsapptan. ona filmlerini sordum, şarkılarını söyleyerek sesli mesaj attım. hepsi mavi renk oldu. dinledi yani. okudu da. en sonunda 'nuri' dedi bir gün. 'iyi adamsın, hoş delikanlısın ama, evin yok be' dedi. 'tam