Kıskanmak, insanın en karanlık duygularından birini, kıskançlığı, nefes aldırmayan bir atmosferde anlatan sarsıcı bir roman. Nahid Sırrı Örik, küçük bir Anadolu kasabasının dedikoduyla beslenen dar çevresinde, insanların birbirine nasıl aynalık ettiğini gösteriyor. Romanın merkezindeki Seniha, belki de Türk edebiyatının en trajik karakterlerinden biri.
Seniha’nın hikâyesi aslında “kötülük” değil, yıllarca biriken değersizlik duygusunun nasıl bir yaraya dönüştüğü üzerine. Çevresi tarafından beğenilmemiş, görülmemiş, hatta aile içinde bile hep ikinci plana atılmış bir kadının için için çürüyüşünü okumak, insana tuhaf bir acı veriyor. Kıskançlığın bir anda değil, yavaş yavaş, fark ettirmeden insanı nasıl ele geçirdiğini roman adeta sahne sahne gösteriyor.
Roman ilerledikçe Seniha’nın iç dünyası, adeta yavaş yavaş siyaha boyanan bir tuval gibi kararmaya başlıyor. Başlangıçta sadece birkaç gölge olan kıskançlık duygusu, zamanla tüm yüzeyi kaplayan koyu bir renge dönüşüyor. Her sayfada biraz daha genişleyen bu karanlık, onu çevresinden, ailesinden ve en önemlisi kendisinden uzaklaştırıyor. Örik, insan ruhunun bu ağır dönüşümünü öyle ustalıkla resmediyor ki, tuvaldeki o siyahın nasıl kat kat biriktiğini, nasıl geri dönüşü olmayan bir hâle geldiğini çıplak bir gerçeklikle hissediyorsunuz.
Örik’in dili sade ama psikolojik çözümlemelerde çok güçlü. Kimi zaman kasvetli, kimi zaman rahatsız edici, ama kesinlikle çok etkileyici. Romanın geçtiği kasaba ve aile ortamı o kadar canlı ki, her sayfada o sıkışmışlığı hissediyorsunuz.
Son bölüme doğru artan gerilim ve finalde yaşanan dram, kitabın neden klasikler arasında anıldığını kanıtlıyor.
İnsanın sansürsüz, filtrelerden bağımsız haline hitap eden bu eser, sadece Türk Edebiyatı çerçevesinde boy göstermiyor.
Aynı zamanda tüm canlılığın doğasını simgeleyen bir duyguyu ele alarak, yaşamı realist bir düzlemde bize sunuyor.