Puan vermedi·216 syf.····Okunma: 16 Nisan 2018 18:34 Kitabın tarafından mı başlasam anlatmaya, kendi tarafımdan mı, hatırlattıklarından mı, hatırlamak istemediklerimden mi, içime oturan bir sızıdan mı, hiç geçmeyen yaradan mı? Hepsini anlatamam tabi. İki kelime edip bırakamam da. Haksızlık olur değil mi? Kitaba mı olur, yazara mı olur, hiç görmediğim kız kardeşime mi olur yoksa yoksa başkalarına mı olur? Hepsine olur. Tanıştırana da olur, yazana da olur, hediye edene de olur, kendime de olur. Ama nasıl desem şimdi, bazen, bazı kitaplara, tüm kitaplara davrandığınız gibi davranamazsınız, seversiniz, çok seversiniz. Ama anlat deseler, anlatamazsınız. Bir yerinize dokunmuştur mesela veya içinizde bir yere düşmüştür çıkaramazsınız. Kardeşimiz demiş ya çukurunuzu açmışsınızdır oraya düşmüştür. Öyle işte..
Okur, yazar derken unutmuşuz Mehmet'i. Mehmet'e haksızlık olmaz mı hiç? İçli çocuktur, alınır, belki üzülür, kafamıza bir tane de geçirebilir tabi. Geçirse ya aslında, anlamıyorum çünkü, aynı hatalar falan, aynı yollar, farklı insanlar, aynı karakterler... Böyle çünkü. Sonra heveskar kız ama unutmamak lazım Burcu'yu. Sonuçta sevilmeye daha doğrusu sevmeye hakkı var, acı çekmeye de, üzülmeye de, capcanlı diye üzülmez değil ya, alışveriş merkezlerinde gezerken de duraksayabilir insan çünkü veya düşeyazar. Çiğdem'in hiç mi hatrı yok sanki. Sevdi o da, ama sevildi de biraz şanslıydı, ayrılık mı? Hatırlatmayın -ölüm Allah'ın emri, şu ayrılık olmasa-. Faruk.. Şairlere kanmıyorum artık, kanmıyorum diye de bahsi geçmeyecek değil ya. Ne desek ki ona? Mehmet'in arkadaşı olmak da zor doğrusu, ama düzgünseniz yani adam olmayı başarabilmişseniz, şeyhiniz de varsa dizinin dibinde yatacağınız olur işte, bununla olmaz dediğiniz adamla güzel de bir arkadaş olursunuz. Böyledir işte Lena vardır, Mamik vardır, Mehmet'in babası vardır, olmaz mı hiç, güzel de oluşturmuşlardır hikayeyi. Ama şimdi bahsini açmasak mı? Baba iyidir ama baba kıymetlidir, bilinmesi gerek. Hangi baba? Hikayedeki baba mı, gerçekteki baba mı? Hikayedeki baba gerçek değil mi sanki, benimki de soru.. İstanbul'da geçiyormuş hikayemiz, Sultanahmet'te, Beyazıt'ta, Süleymaniye'de, Üsküdar'da da tabii. Geçmez mi hiç buralardan, kim geçmemiş ki buralardan İstanbul'dan geçmiş de.. Sonra 1990'ların sonuna denk gelmiş, 28 Şubat sonrasına mesela. Çiğdem'in kalbi kırılmış çünkü, saçları da kesilmiş... Aslında metinlerarasılık diye de bir ayrıntısı var kitabın ama ben bilmiyorum onu yani farkeden kişi ben değilim. Ben sadece okumuştum. Cahit Zarifoğlu'nun bir öyküsüyle alakalı. Artık siz bu kadarını bilin, belki isterseniz yani öğrenmek isterseniz öğrenirsiniz zaten.
Öyle bir şeyler olmuş işte, Mehmet bir serçe kuşuna gönül vermiş kar tanesi gidince ama sonra serçe de gitmiş, sonra bakmış kar tanesi gökyüzünde olmalı, sonra gitmiş uzak diyarlara adını bilmediği ama kar tanesini bulabileceği diyarlara işte.. Biri bulmuş, biri kaybetmiş, biri de özlemeye devam etmiştir heralde. Öyle olmuş olması muhtemel. Belki de değildir, belki hepsi bulmak isterken kaybetmiştir. Ama aramakla bulunmaz ki. Yok yok devamını getirmeyin, arayanlar da kaybeder hatta bulanlar bile kaybeder bir gün.