8/10
Sınıf çatışmasının belki de en güzel yazıya aktarıldığı kitaplardan biridir “İnci”.
Kızılderili olduğunu öğrendiğimiz, sazdan evlerde yaşayan bir çiftin sabah Aile Türküsü eşliğinde ettikleri kahvaltıdan sonra bir akrebin oğullarını sokması sonucu doktora koşmalarını okuyoruz ama doktor da zengin sınıf için var olan, et yemekten kilo almaktan kendini bile tanıyamayan bir insan ve paraları olmayan yoksul bu aileye yardımı reddediyor, hem de baba Kinonun elinde inciler olmasına rağmen. Babanın, doktorun kapısını çalarkenki hissi, düşman ırkta olmasına rağmen çocuğu için eline, saygıyı temsil eden şapkasını alması…
Bir kayıkları vardı ki bu sayede istiridye toplayıp inci bulabiliyorlardı tek geçim kaynağı buydu.
“ Bir hayal bir kere düşünülmeye görsün, öbür gerçeklerin arasındaki yerini alır ve bir daha asla yıkılmaz ama kolaylıkla saldırıya uğrayabilir.”
Devasa bir inci bulmuştu Kino ve bu onların kurtuluşuydu da, oğullarını okula gönderip okuma yazma öğretecekler, bir silah alıp kilisede evleneceklerdi. İncinin meşhurluğu bütün kasabada yayıldı ve oğullarının omzundaki şişlik mucizevi bir şekilde kayboldu. İnciyi duyan doktor evlerine geldi ve çocuğun vücuduna zehrin işlediğini söyleyip beyaz şişede bir sıvı içirdi bir saat sonra kötüleşti ve gelip tekrar tedavi etti, ücret istedi burada bilerek hasta ettiğini anladım ben ama bilemiyorum doktor ilerde karakterini daha çok belli eder gibi.
Ertesi gün elinde değerli incisiyle yola çıkan Kino ve Juana avcılardan birine gitti arkalarında meraklı, işi gücü bırakan bir kalabalıkla beraber ve avcının biçeceği değeri duyunca Kino afalladı o kadar azdı ki çünkü, adamın dediğine göre yaşlı değersiz bir inciydi bu Kino sinirlenince avcı üç avcıyı daha çağırdı onlar kinonun ilk duyduğu fiyattan bile daha az verdiği için Kino sinirle bunu şehre götüreceğini, başkentte değer göreceğini söyledi ve her kafadan da farklı bir eleştiri geldi, kimi parayı alıp rahat etmesi gerektiğini kimi o şehirde yapamayacağını kimi de onun korkusuz bir kahraman olduğunu söyledi.
“Ben erkeğim," demişti ya, Juana bu sözün anlamını kavramıştı. Yarı çılgın, yarı tanrıyım anlamına geliyordu bu sözler. Demek Kino gücünü bir dağa toslatacak, bir denizde sınayacaktı. Juana, kadın sezgileriyle, erkeğin yok olduğu yerde dağın kılının kıpırdamayacağını, erkeğin boğulduğu yerde denizin yine kabarıp taşacağını biliyordu. Yine de Kino'yu erkek yapan tek güç buydu, yarı insan, yarı tanrı olmak”
Gece yarısı karısı inciden tam kurtulacakken kino bir tekmeyle bunu engelledi ve yolda saldırıya uğrayıp karanlık bir adamı öldürdü. Kaçmaları gerekti ama kayıkları yine birileri tarafından delinmişti. Ayrıca tam o esnada alevler de yükseldi ve sazdan evleri yanmaya başladı her şey çok hızlı olmuştu, abisinin evine sığındılar ve gece yarısı kaçma planı yaptılar artık her şey için çok geçti eski hayatlarına bir daha dönemeyeceklerdi.
Tüm gece yürümüşlerdi ama sabah peşlerinde atlı ve yaya üç kişiyi onların izlerini incelerken gören Kino artık dağa kaçmaya karar vermişti onları ancak böyle atlatabileceğini düsündü. Ailesini bir kovuğa gizledi ve en uygun anda gözcü ve uyuyan adamlara saldırmaya yeltendi. Ama bebeğini akrep soktuğundaki gibi yine geç kalmıştı önce bir tüfek patlama sesi ardından bıçakla vahşice katliam.
Tam burada bırakıyorum kesinlikle okuyun derim.