Amin Maalouf , Ölümcül Kimlikler ’de insanın en temel meselesine, belki de yeryüzündeki tüm çatışmaların görünmez köküne dokunuyor: kimlik. Aidiyet duygusu hem bizi var eden hem de bizi birbirimize düşman eden en güçlü bağ. Maalouf, bu kitabı 1998’de yazmış ama satırlarında anlatılan gerçeklik, bugün dünyayı izlerken her zamankinden daha acı verici bir şekilde karşımızda duruyor.
Bugün kimlik dediğimiz şey; dilden ırka, dinden coğrafyaya, hatta hayat tarzına kadar birbirinden farklı alanlarda insanların hem bir araya gelmesine hem de birbirini ötekileştirmesine sebep oluyor. Bir kimlik yüceltilirken diğeri yok sayılıyor, aşağılanıyor, tarihten silinmeye çalışılıyor. Maalouf’un yirmi yedi yıl önce uyardığı bu tehlike maalesef bugün daha da büyümüş durumda.
Çin’in Doğu Türkistan’daki etnik kıyımı,
İsrail’in Filistin’e uyguladığı şiddet,
BAE’nin Sudan üzerindeki etkileri…
Hepsi, kimliğin yanlış ellerde nasıl bir silaha dönüşebileceğinin canlı örnekleri.
Kitabı okurken sık sık durup sayfaya baktım. Altını çizmeye başladığımda kendimi bir süre sonra neredeyse her satırı işaretlerken buldum. Maalouf’un sade ama çarpıcı dili, insanı hem düşündürüyor hem de sarsıyor. Kitap kısa olmasına rağmen taşıdığı fikirler o kadar yoğun ki, bitince zihnim birkaç gün boyunca aynı meselelerin etrafında dönüp durdu.
Beni en çok etkileyen ise, yazarın kitabın sonunda kurduğu o umut cümlesiydi:
Torununun bir gün bu kitabı bulup, “Büyükbabasının zamanında hâlâ böyle şeylerin konuşulmasına ihtiyaç duyulmasına şaşırmış” olmasını diliyor. Ne kadar kırılgan bir umut… Ve ne yazık ki 27 yıl sonra bile bu umut gerçekleşmiş değil. Değişmesini istediği şeylerin, yani bir kimliği yüceltmek uğruna diğerini yok sayma düşüncesinin, daha da şiddetlendiğini görmek insanı içten içe yaralıyor.
Bu, Amin Maalouf ’tan okuduğum ilk kitaptı ve beni derinden etkiledi. Dünyaya bakışını, meseleleri ele alış biçimini, insan ruhunun karanlık köşelerini böylesine sakin ve berrak bir dille anlatmasını çok sevdim. 2026 okuma listemde mutlaka başka eserlerine de yer vereceğim. Çünkü bu kitap sadece bir düşünce metni değil; aynı zamanda kendimizle, devletlerle, toplumlarla kurduğumuz ilişkiye ayna tutan çok güçlü bir çağrı.
Belki de kimliklerimizden kaçmak değil, onları çoğaltarak, genişleterek, başkalarının kimliklerine alan açarak iyileşebiliriz.
Maalouf’un dediği gibi, kimlik bir seçme hakkı değil; ama onu nasıl taşıdığımız tamamen bize bağlı.