Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna’dan sonra okuduğum ve “keşke daha önce okusaydım” dediğim Sabahattin Ali’nin bir diğer başyapıtı. Roman ilk bakışta klasik bir Anadolu hikâyesi gibi görünse de, aslında derin toplumsal eleştiriler barındırıyor. Osmanlı’nın şer’i hükümlere dayandığı bir dönemde bile torpil, rüşvet, adam kayırma gibi etik dışı uygulamaların nasıl sıradanlaştığını ustalıkla yansıtıyor. Rakı sofralarında memurların, subayların bulunması ve kadın-erkek ilişkilerinin, dönemin dinî yapısıyla çelişen biçimde ele alınması şu soruyu sorduruyor: “Şeriat bile gelse, içinde iman olmayan insanı ne değiştirebilir?” Romanı bu yönüyle sadece edebi değil, ahlaki ve sosyolojik bir metin olarak da değerlendirmek gerekir. Özellikle dinle şekilsel bir bağ kurmuş gençlerin bu kitabı okuması, düşünsel dünyalarında ciddi kırılmalar yaratabilir. Kuyucaklı Yusuf, hâlâ yaşadığımız pek çok sorunun köküne ışık tutan güçlü bir eser.