Mısırlı bir yazar Neval El Seddavi'nin ben yaşadım, ölüyorum ve ben ölümden korkmuyorum diyen Firdevs'in hikayesi karşılıyor bizleri beyaz kağıdın üzerindeki mürekkep lekelerinde. Biz okudukça yeniden canlanan yeniden anlam bulan o mürekkep izlerini takip ediyoruz.
Hiç kimse ile konuşmayan Firdevs yazarımız ile konuşmaya karar veriyor. Neden karar verdiği kitabın içerisinde yer bulmasa da bence ,Firdevs kendi gururlu ve dik duruşunu bu hayatın içerisinde onu ölüme mahkum eden kişilerin korktuğu ve yüzlerine vurulmasından çekindikleri gerçekleri Neval El Seddavi'nin başkalarına da aktaracağını hissetmiş olmalı.
Doğduğunda bile kız çocuğu olmanın değersizliği ile yüzleşiyor Firdevs. Hep kendini düşünen bir baba ve babadan sürekli dayak yiyen ama bu sanki İslam dininin öğrettiği bir şeymiş gibi "aman ha kocaya itaat et, kocan dövse de kocandır "anlayışının olduğu bir evde büyüyen bir kız çocuğu.
Burada yorum yapmadan geçemeyeceğim İslam dinin neresinde var acaba bu anlayış, hangi zamandan geldi de oturdu bu anlayış. Yok kadın onu yapamaz bunu yapamaz anlayışına nerden ulaşıldı merak ediyorum. Oysa Hz. Peygamber veda hutbesinde hanımız size Allah'ın emanetidir dememiş midir? Neyse neyse ben devam edeyim Firdevs'in hikayesine. Firdevs ortaokulu bitiriyor "ee ne olacak tabii canım evlenmesi lazım artık "deyip kendinden yaşça büyük biri ile evlendiriliyor. Orada dayaktan usanan Firdevs evden kaçıyor ve saçma sapan bir sürü kişi ile yolu kesişiyor.
Beni en çok etkileyen kısım onun bedeninden para kazanan kadının evinden kaçıp para kazandığı kısımda para karşısında yaşadığı şaşkınlığıydı. Bir de artık düzgün bir işte çalışmaya başladığında aşk karşısında aldığı darbeye üzüldüm Okurken "hayır ya hayır ne olur yapma bunu İbrahim demiştim" renkleri canlanmıştı Firdevs'in soldurma onu tekrar. Ama maalesef gerçek hayat pek sizin yeni çiçek açmış olmanızla ilgilenmiyor yerden yere vuruyor sizi.:(
Sonra bu darbeyi de göğüsleyip kendi ayakları üzerinde durup belli bir hayat standarttı edinen Firdevs artık özgürüm nidaları atarken yine kızın başına çöreklenen bir erkek çıkıp geliyor. Ah Firdevs ahh be ne çektin diye satırlarda akmaya devam ederken kendini kurtarıyor ve kaçıyor. Kaçışında ki haykırış ise erkeklerin yarattığı, birbirini koruduğu bir düzenin içinde oluşu. O nedenle kimse duymuyor çığlıklarını herkes kör sağır...
Şu cümlelerle başladığı hikayesine "Kısa bir süre sonra beni almaya gelecekler. Yarın sabah artık burada olmayacağım. Kimsenin bilmediği bir yerde olacağım..." yine aynı cümlelerle bitiriyor. Tıpkı dünyaya gelişimizle, dünyadan gidişimizin aynı olmasındaki cümleler gibi.
Kitabı okurken acı bir şekilde şunu hissettim ne yazık ki hala bunları yaşanlar ve onlara göz yumanlar var. Ne acı...
Okumak isteyenlere keyifli okumalar efenimm.) Sıfır Noktasındaki Kadın