·296 syf.····Okunma: 27 Kasım 2025 17:00 Geçmişe dönüp baktığımızda, ülkece ya da bireysel olarak en mutlu hissettiğimiz anlar gerçekten hangi yıllara denk geliyor? Bu soruya çoğu zaman net bir cevap veremeyiz. Gospodinov’un Zaman Sığınağı romanı tam da bu soruların etrafında dolaşarak hafıza, zaman ve kimlik kavramlarını sorgulatıyor. Ben de roman boyunca sık sık kendi geçmişimi düşündüm ve “Geçmiş tam olarak ne zaman geçmiş oluyor?” ya da “Bizi üzse bile neden güvenli bir liman gibi geliyor?” gibi sorulara takıldım.
Gospodinov yine kendine özgü anlatımıyla okuru bir zihinden diğerine, bir konudan başka bir konuya ustaca taşıyor. Bu sıçramalar hem keyifli hem de düşünsel olarak oldukça besleyici bir okuma deneyimi sunuyor.
Romanın merkezinde “geçmiş klinikleri” bulunuyor. Hafızayı kaybetmiş hastaların, özellikle Alzheimer hastalarının, tek bir anıya tutunarak yaşamaları fikri romanın omurgasını oluşturuyor. Bu noktada okur da kendine ister istemez şu soruyu soruyor: Hafızamdan yalnızca bir anı kalsaydı, bunun hangisi olmasını isterdim?
Kurgunun ilerleyen bölümlerinde bu nostalji furyası bireyleri aşarak ülkelere yayılıyor. Komitedeki her ülke, referandum yoluyla dönmek istediği dönemi seçiyor ve buna göre yaşamaya başlıyor. Ancak her ülkenin seçtiği zaman dilimi farklı olduğu için, bu durum kaçınılmaz olarak yeni bir karmaşayı beraberinde getiriyor. Gospodinov burada geçmişe sığınmanın huzur kadar kaos da yaratabileceğini çarpıcı bir şekilde gösteriyor.
Sonuç olarak, Zaman Sığınağı hem düşündüren hem de insanı kendi iç yolculuğuna çıkaran bir roman. Gospodinov okumaya zaman zaman mutlaka devam edeceğim, özellikle kafamda “deli sorular” biriktirmek istediğim dönemlerde. Yazardan tek bir kitap okuyacaksanız, kesinlikle Zaman Sığınağı'nı okumanızı öneririm.