Lev Tolstoy, bu kitabı yazarken hizmetçisine benim odama girme kapıda yemeği bırak ve git çok acil bir şey olursa kapıyı çalarsın demiş. Hizmetçi de korkmuş ve kapıyı hiç çalmamış. Tolstoy, hizmetçinin sabah verdiği yemeği yememiş, öğlen verdiği yemeği de yememiş böyle olunca da hizmetçi bir şey olduğunu düşünüp kapıyı çalmış ama sakın buraya girme dediği için açmaya cesaret edememiş. Sonrasında hizmetçi kadın ben endişeleniyorum galiba bir şey oldu siz bakabilir misiniz diye akrabalarına haber vermiş. Tabi akrabaları bir telaş kapıyı açıp içeri giriyorlar, bakıyorlar Tolstoy saatlerce yememiş içmemiş baygın halde, cenin pozisyonunda yerde yatıyor. Ne oldu diye sorduklarında Tolstoy "Anna Karenina öldü!" demiş. İşte bu kadar yaşanarak, hissedilerek yazılmış bir kitab Anna KareninaAnna Karenina yazmadan önce Tolstoy başka bir eser üzerinde çalışıyormuş. Ancak bir arkadaşına yazdığı mektupta, işinin zorluğundan yakınıp duruyordu. Bu noktada Tolstoy'un komşusu, kocasının başka bir kadınla ilişki içinde olduğunu ve onunla evlenmek istediğini öğrenerek kendini trenin altına atıyor. Bunu duyan Tolstoy, hikayeyi ayrıntılı olarak incelemeye başlamış ve kafasında bir kadının hayatını kurmaya, ölümüne neden olan nedenleri netleştirmek üzerine çalıştı.Yani Anna Karenina'yı yazamak için böyle ilham aldı...
Romanda 7 ana karakter var. Stephan+Doli, Levin+Kiti, Anna Karenina + Kont Vronski, ve Aleksey Aleksandroviç.
Bence Anna Karenina tam aşk romanı değil bu karakterlerin hayatına baktığımızda anlaşılıyor..
Romanda en sevdiğim bende etki yaratan 4 ana karakter hakkında düşüncelerimi paylaşacağım..
Anna Karenina hakkında düşüncelerim
Kitabı okudukça en merak ettiğim karakter Anna Karenina'ydı her seferinde.. Anna öyle bir karakterki kimse onu yargılayamaz, Tolstoy bile yargılamamış.. Sevdiyim, hayran olduğum, kızdığım, acıdığım, anlar oldu Anna'ya.. Güzelliği, zerafeti, inceliği, kültürü, özgüveni ile herkesi büyülüyordu.. Böyle özel kadının sonda ki depresif, ruhsal sorunları olan acınacak hale gelen bir kadın olması beni derinden etikledi.. Ama Lev Tolstoy Annan'ın ölümünü bir paragrafa sığdırmış buna çok kırıldım..Resmen sonda bir paragrafla çıkardı Anna'yı hayatımızdan..
Vronski'nin atının ölümüne bile daha fazla paragraf ayırılmışdı..
Anna da sevmediğim birkaç şey vardı o da hizmetçinin kızını sevip kendi kızını sevmemesiydi bu bana saçma geldi ve başına bela olan aşırı kıskançlığı, başına buyrukluğu Anna'nın sonunu getirdi ki bunda Vronski'nin de payı vardı. Annan'ın çökmüş ruhsal durumunu görmemezlikten geldi. Anna'nın istediği tek şey Vronski'nin aşkıydı.Bence Anna'nın Vronskiyi seçmesinin tek nedeni kocası Aleksey tarafından hiç Sevgi görmemesiydi o yüzden Vronskiyi seçti her şeyini ona adadı oğlu Serioja'dan bile vazgeçti ama hep oğlu ile Vronski arasında kaldı, ikisinden birini seçmek zorundaydı ama seçemiyordu o yüzden Aleksey istese de boşanmayı reddetti ama sonra ilişkisindeki sorunlardan kurtulacağını sandı ve boşanmaya karar verdi, yine Vronski'yi yani aşkını seçti. ama bu kez Aleksey boşanmaya razı olmadı.. Anna Aleksey'den göremediği sevgiyi Vronski'den bekledi onu daha çok sevmesini hep ona zaman ayırmasını istedi kıskançlığı da bu yüzdendi yani Anna sevgiye aç ve muhtaçtı. Vronski'den hep Sevgi istedi ne olursa olsun onu karşılıksız sevmesini bekledi yani öyle ki Vronski ne kadar sevse bile sevgisi Anna'yı tatmin etmiyordu, Anna'ya yetersiz geliyordu.. Artık Vronski'nin onu sevmediğini başka kızı sevdiğini söylüyordu.. Artık Vronski tüm olanlardan sıkılmış Anna'ya nefretle bakıyordu, ona olan hisleri ve bakışları bile değişmişti yerini nefret hissi almıştı Ve artık bu nefret dolu bakışlardan Anna Vronski'nin onu sevmediğini anladı. Artık Anna için tek çıkış yolu vardı o da Ölmek..! Böyle yaparak hem acı dolu hayatından kurtulacak hem de Vronskiye vicdan azabı çektirecek onu pişman edecekti. Gerçekten de öyle oldu Anna intihar etti ve Vronski çok pişman ve perişan oldu Anna böyle yaparak Vronski'yi cezalandırdı ama kendi hayatından oldu maalesef.. :(( Anna üzümlü kekim hoşçakal
Vronski Hakkındaki Düşüncelerim
Anna Karenina ’yı okurken Vronski’ye karşı hislerim hep karışıktı. Romanın başında ona ister istemez sempati duydum. Kendine güveni, Anna’ya duyduğu tutkulu sevgi, toplumun baskısına rağmen onun yanında durmaya çalışması… Bunların hepsi Vronski’yi güçlü, çekici ve hatta biraz da kahraman gibi gösteriyordu. Onu sevdiğim çok yer vardı..
Ama hikaye ilerledikçe Vronski’nin yanlışları da gözümden kaçmadı. Bazen o kadar bencil davranıyor ki Annan'ın içindeki korkuyu, kırılganlığını, yalnızlığını anlamakta tamamen yetersiz kalıyor. Anna yavaş yavaş iç dünyasında kaybolurken Vronski’nin bunu görememesi, hatta bazen Anna'nın sevgisini bir yük gibi hissetmesi beni ondan soğutuyordu..
Her ne kadar Anna'yı sevse de, bir çox yerde ona gerçek anlamda destek olmayı başaramadı..
Yine de tüm hatalarına rağmen, romanın sonuna doğru Vronski’ye karşı garip bir üzüntü hissettim. Çünkü o da bir şekilde bu trajedinin içinde sıkışıp kalmış bir insandı. Anna öldükten sonra yaşadığı yıkım, boşluk ve pişmanlık, onun da aslında derin bir acıyla yüzleştiğini gösterdi. O ana kadar anlamadığı şeyleri bir anda kavradı ama artık çok geçti..
Bana göre Vronski ne tam bir kahraman, ne de tamamen suçlu biri. O, Lev Tolstoy ’un yarattığı gibi seven, hata yapan, geç anlayan ve sonunda kaybeden bir insan. Belki de onu gerçek kılan da bu.Vronski Hem sevilecek yanları hem de görmezden gelemeyeceğim hataları olan bir karakterdi...
Levin Hakkında Düşüncelerim
Kitabı okurken Levin sahneleri çoğu zaman bana ağır geldi. Açık konuşayım, onun bölümlerinde bazen çok sıkılıyordum. Çünkü Levin sürekli düşünen, sorgulayan, hayatın anlamını kurcalayan, köy ve şehir, emek ve ruhaniyet arasında gidip gelen bir karakterdi. Bu uzun düşünceleri, felsefi iç çatışmaları bazen romanın akıcılığını yavaşlatıyordu ve bu bana biraz yorucu geldi.. Kesinlikle Levin karakteriyle Lev Tolstoy ’un kendisiydi.
Lev Tolstoy kendi fikirlerini, şüphelerini, iç çatışmalarını Levin üzerinden anlatmıştı. Hatta öyle ki, Levin’in hayatı, düşünme şekli, dünyayı değerlendirmesi, hepsi sanki Lev Tolstoy ’un kendi günlüğünden çıkmış gibiydi. Bu yüzden Levin bazı yerlerde kendiyle çelişiyor gibi görünüyordu. Çünkü Tolstoy’un kendisi de hayatı boyunca çelişkiler yaşayan biriydi..
Ayrıca Levin’in tüm bu iç mücadelesine rağmen Kitty ile ilişkisini okumak bana gerçek bir huzur verdi. Kitty ile evlenip mutlu olması, sonunda hayatına bir yön bulması içimde bir sevinç yarattı. Sanki uzun zamandır aradığı hayatın anlamını kitaplarda, felsefede ya da toprakta değil, sevdiği kadınla kurduğu sade ve sakin bir ailede buldu..
Hatta Levin intihar edecek diye çok korktum zaten kendisi de intihar etmeyi düşünüyordu ama o yaşamayı ve sahip oldukları ile yetinmeyi seçti..
Sonunda Levin’in mutluluğa ulaşması bana şöyle bir mesaj verdi:
-"Bazen en büyük cevaplar gözümüzün önünde oluyor, ama o kadar düşünüp uzaklarda arıyoruz ki göremiyoruz.."
Levin belki de romanın en sakin, en gerçek ve en insani tarafıydı. Onun bölümlerinde yer yer sıkılsam da, Kitty ile kurduğu hayatı okuyunca “buna değdi” diye düşündüm...)))
Aleksey Aleksandroviç hakkında düşüncelerim
Romanda Anna'nın kocası Aleksey Aleksandroviç bana hem yüce gönüllü, hem de zaman zaman acımasız görünen ikili bir karakter gibi geldi. Onun davranışlarında hem soğukluk, hem de beklenmedik bir merhamet var. Sanki içinde iki ayrı taraf taşıyor: biri kurallara, topluma ve makama bağlı devlet adamı Aleksey; diğeri ise derinlerde saklı duran, insaniyetini korumaya çalışan merhametli Aleksey..
Romanın başlarında açıkçası bana biraz acımasız ve duygusuz göründü. Anna’yla ilişkisinde duygulardan çok statü, saygınlık ve toplumsal görüntü ön plandaydı. Eşinin ruh halini, ihtiyaçlarını ve iç dünyasını anlayamıyordu.. Adeta bir insan değil, görevle yaşayan bir memur gibiydi. Bu da Alekseyin hem Anna’ya, hem de bana soğuk gelen bir tarafıdır..
Ama hikaye ilerledikçe Aleksey’in içinde sakladığı o başka yön yavaş-yavaş ortaya çıkıyor. Özellikle Anna ölüm döşeğinde yatarken onun bir anda değişmesi beni çok etkiledi. O sahnede Aleksey, bütün yaşananlara rağmen Anna’yı hatta Vronski'yi affedebilme gücünü buluyor. Bana göre bu, karakterinin en yüce davranışlarından biriydi. Kinine yenilmeyip merhameti seçmesi, ayrıca Anna’nın Vronski'den çocuğu doğulduğunda Aleksey'in çocuğu bağrına basıp kendi evladı gibi sahiplenmesi ve sonda Anna öldükten sonra Vronski'den olan çocuğunu sahiplenmesi tüm bunlar Aleksey Aleksandroviç’i gözümde daha merhametli, daha karmaşık, yüce kalpli bir insan yaptı.
Her ne kadar romanın sonlarına doğru boşanmayı kabul etmeyerek yeniden sert ve acımasız tarafları ortaya çıksa da bunun arkasında kırılmış bir gurur, toplum baskısı ve kendi içinde kuramadığı bir denge vardı. O hiçbir zaman mükemmel değildi, ama tamamen kötü de değildi. Bu yüzden Aleksey Aleksandroviç benim için romandaki en çelişkili, en gerçek ve en çok düşündüren en yüce kalpli karakterlerden biri oldu...
Benden Bu kadar bence harika bir romandı Anna Karenina okumaya geç kaldığım için özür dilerim Lev Tolstoy ...
Yeni başlayanlara iyi neşeli okumalar dilerim.. :))