"Dışı sessizleşen insanın ,içi gürültülüdür" derim hep ,anlayanı olmayınca içine yönelinilir zira.
Yalnızlık, dışarıdan bakıldığında genellikle mutlak bir sessizlik ve durgunluk hali olarak algılanır; odadaki tek bir nefes sesi, duvarların soğukluğu ya da pencereden süzülen soluk bir ışık...
Ancak bu harici sükûnet, çoğu zaman insanın iç dünyasındaki karmaşayı maskeleyen bir perdedir.
Zira yalnız kalan zihin, artık dış dünyanın uyaranları tarafından dağıtılamaz ve kendi yankılarıyla baş başa kalır.
Bu içsel alanda, bastırılmış endişeler, pişmanlıklar, tamamlanmamış diyaloglar ve geleceğe dair bitmek bilmeyen senaryolar, gürültülü bir koro halinde yükselir.
Bu gürültü, dışarıdan gelen seslerden çok daha sağır edicidir; çünkü kaçış imkânı yoktur ve bu sebeple, yalnızlığın en büyük ironisi, en sessiz anlarımızda dahi içimizde kopan bu dinmeyen fırtına ile mücadele etmek zorunda kalmamızdır.Kendi hayatımdada yaşadığım her bir noktaya temasta bulunan yazar benim için muhteşem bir izleme ve tespit yaparken hem hissetmiş hem hissettirmiş bizlere.
5 numara ile başladık kitaba. 40 larında bir adamın yok sayılması, görmezden gelinmesi ile terapi sürecini ile başladı ama sonu tam bir ters köşeydi. Sonrasında yurtdışına okumaya giden bir genç kızın ortama ayak uydurmaya çalışırken içindeki gürültülü yanlızlığdı. Sonra kitaplara sevdalı bir kalp geldi.
Hepsinin ortak noktası yüksek farkındalığın sanıldığı kadar iyi olmaması,çok düşünmenin insanı nasıl tükettiği ve sosyal hayatta yaşantının ne kadar hayalkırıklığı ile bezeli olacagının bir kez daha altını çizerek ,ruhun o derinliklerinde bizi nasıl tüketeceğine dair ders niteliğindeydi.
Kitabın nerdeyse %80 çizerek okudum diyebilirim. Yazar hikayelerdeki hayatları anlatırken sunduğu çıkarımlar düşünülen ama dile getirilmeyen gerçeklerinin bir yansıması niteliğindeydi. Hesaplaşması en zor kişi yine kendimiziz bunu bir kez daha hatırlatarak duygusal derinliği ile benim için çok verimli bir okuma sağladı .
Şiddetle tavsiyemdir.