7/10
·320 syf.··
2025 14. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 30 Kasım 2025 00:00
Mary Shelley'nin Frankestein'ın en sevdiğim klasiklerden biridir. Frankenstein Bağdat’tayı görünce almamın en büyük sebebi de "Frankestein'ın yaratığı Ortadoğuda olsaydı nasıl olurdu?" sorusu tabi ki. Roman, savaşın gölgesindeki Bağdat’ta geçen, hem gerçekçi hem de fantastik bir anlatıyı iç içe geçiren özgün bir eser. Hikâye, bombalamalarda hayatını kaybeden insanların beden parçalarını toplayıp bunlardan bir “bütün” oluşturmaya çalışan Hadi'nin etrafında şekilleniyor. Hadi eskicilik yaparak geçimini sağlayan, kahvehanede anlattığı tuhaf hikayelerle tanınan bir adam. Bir patlama esnasında etrafa saçılan ceset parçalarını birleştirip eve getiriyor. Daha sonra sabah uyandığında cesetin ortadan kaybolduğunu fark ediyor. Ortaya çıkan bu yeni varlık halkın ona verdiği isimle "İsmi Nedir" kendisini oluşturan kurbanların öcünü almaya çalışırken giderek kontrolden çıkıyor. Böylece roman, adalet, suç, intikam ve kimlik kavramlarını birbirine karıştıran karanlık bir sorgulamaya dönüşüyor. Saadavi, Bağdat’ın savaş zamanındaki atmosferini çoklu bakış açılarıyla anlatıyor: devlet görevlilerinden gazetecilere, mahalle sakinlerinden canavarın kendisine kadar pek çok karakter söz alıyor. Bu parçalı yapı aslında savaşın yarattığı belirsizliği ve kaosu yansıtmayı amaçlıyor. Zaman atlamaları ve anlatıcı değişimleri, okurun sürekli tetikte olmasını gerektiren çok katmanlı bir okuma sunuyor. Romanın en güçlü tarafı, canavarın bir metafor olarak taşıdığı anlam. O, aslında savaşın parçalanmış bedenlerinin ve parçalanmış hikâyelerinin bir toplamı. Kimin kurban, kimin suçlu olduğu sorusu roman boyunca sürekli değişiyor. Canavar, adaleti sağlamak için ortaya çıkıyor ama adaletin kendisi savaş gibi karmaşık bir hale bürünüyor. Bununla birlikte, romanın en zayıf kaldığı yönü, yan karakterlerin uzun uzun ve ayrıntılı şekilde anlatılması. Bu karakterler Bağdat’ın toplumsal dokusunu anlamamızı sağlasa da bazı bölümlerde okuma akışını yavaşlatıyor. Özellikle olay örgüsünün yoğunlaştığı yerlerde bu detay bolluğu beni zaman zaman metinden uzaklaştırdı. Sonuç olarak Frankenstein Bağdat’ta, kolay okunur bir roman değil; ama savaşın insanı nasıl parçaladığını, kimlikleri nasıl altüst ettiğini ve adalet kavramını nasıl çarpıttığını çarpıcı bir kurgu üzerinden anlatan güçlü bir eser. Mary Shelley'nin Frankestein'ını seviyorsanız sizin için anlamlı ve farklı bir okuma olabilir.
Frankenstein Bağdat'taAhmed Saadavi · Timaş Yayınları · 2018185 okunma
·
103 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.