Puan vermedi·96 syf.····Okunma: 30 Kasım 2025 13:31 "Çocukluk tabut gibi uzun ve dar, kendi kendine içinden çıkmak mümkün değil."
"Çocukluk karanlık ve bodrum katına kapatılıp, unutulmuş küçük bir hayvan gibi devamlı inliyor."
"Çocukluk" dönemini çocuk olmaktan ayırıp ince ince işlemiş Ditlevsen. O kadar çocuk olamamış ki, her insanın geçtiği bir dönem olan çocukluğa uzaktan bakmış, üstünden sıyırıp öyle uzaktan anlatmış sanki sadece başka insanlara aitmiş gibi. Hassas olmanın, her şeyi en derinden hissetmenin, sevgisizliğin, kendine yabancı bir benliği bilinçsizce inşa etmenin, utancın, yalnızlığın hayatının en başında tanıdığın bütün o lanetli duyguların hayaletlerinin sürekli etrafında dolanmasını en içten bir şekilde hissettirmiş. Büsbütün olgun bir çocuk Tove ama "çocukluk" bunun neresinde?
Yoksulluk çok yaygın bir sorun olduğu için yeterince önemsenmiyor; bir şey ne kadar çoksa önemi o kadar azdır. Peki yoksullukla büyüyen bir çocuğun, sürekli geçim sıkıntısı çeken bir ailenin yetiştirdiği bir çocuğun görece daha iyi maddi durumda yetişmiş bir başka çocukla aynı psikolojide olması beklenebilir mi?
Okurken ara ara az bir göz yaşı döksem de bitirdiğimde boğazımdaki düğüm çözülmedi. Ağlamak istedim ama ağlayamadım. Bu kadar kötü ve hiç bitmeyecekmiş gibi olan bir çocukluğun bitişinin ve yerine gelen gençliğin getirdiği ürkütücü duyguları Tove'la birlikte hissettim. Ne kadar kötü, ne kadar bitmeyecek gibi olsa da bitiyor ama bu kadar zor bir çocukluk döneminden sonra kim geri kalan hayatına karşı umut besleyebilir ki? Bu yüzden ne kadar kötü de geçse özlüyorsun o çocukluğu işte.
Yazarı ilk defa okuyorum, şairmiş aslında kendisi. Çocukluk ise otobiyografik bir romanın ilk kitabı. Yazar şair olduğundan dolayı şiir gibi bir kitap yazmış (arada da şiirler var zaten). Edebi dili, imgelemleri, soyut betimlemeleri ve sözcükleri kullanımı bilhassa muazzam. Kısa ama hem diliyle hem ele aldığı konu bakımından oldukça doyurucu bir kitaptı. "Gençlik" için sabırsızlanıyorum.