·368 syf.····Okunma: 30 Kasım 2025 13:13 Körlük, insanlığın karanlık yanları, kırılganlığı ve yok oluş ile umut arasındaki ince çizgi...
İsimsiz insanların yaşadığı isimsiz bir şehirde başlayan körlük salgını, aslında sadece fiziksel bir görme kaybını değil; insanlığın içindeki merhamet, empati ve vicdanın da nasıl yok olabildiğini gösteren güçlü bir metafor. Körlükle birlikte kaybolan insani duyguların yerini bencillik, vahşet ve kontrolsüz içgüdüler aldığında, insanların sınırları ne kadar kolay aşabileceğini görmek rahatsız edici ama gerçekti.
Karantina sürecinde yaşanan psikolojik baskı ve çaresizlik, bana göre romanın en unutulmaz tarafı. Bu bölümlerin uzun süre aklımda kalacağını düşünüyorum; çünkü yazar, insanın hayatta kalma içgüdüsünün ne kadar güçlü ve aynı zamanda ne kadar tehlikeli bir silaha dönüşebileceğini çok etkileyici bir şekilde aktarmış.
Karakterlerin taşıdığı sembolik özellikler romanı daha da anlamlı kılıyor. Doktor, liderlik ve akılcı yönüyle düzen arayışını; doktorun karısı umut, zekâ ve insanlığın son kırıntılarını; siyah gözlü kız ahlak ile çaresizlik arasındaki ikilemi; ilk kör olan adam dünya malına tapan bencil yapıyı simgeliyor.
Kilise metaforu hoşuma giden bir bölüm olduğu için değinmeden geçmek istemedim. Kilise sahnesinde gözleri kapalı azizler, körlüğün sadece insanlara değil, toplumun inanç ve ahlaki temellerine bile yayıldığını gösteren güçlü bir sembol. Bu görüntü, ahlakın, inancın ve yol göstericiliğin işlevsiz kaldığını; insanlığın artık hiçbir otoriteye tutunamayacak kadar karanlığa gömüldüğünü anlatır.
Not: Teknik açıdan yazarın dili ilk başta alışılmadık gelebilir; uzun paragraflar ve yoğun virgül kullanımı zorlayabiliyor. Fakat ilerledikçe bu anlatım tarzı, romanın atmosferine uyum sağlıyor ve hikâye daha akıcı bir hâl alıyor.