Edebiyat zengin bir ormandır, başyapıtlarsa onu süsleyen göller, ulu ağaçlar, zarif çiçekler veya gizli mağaralar gibidir ama ormanın sıradan ağaçlara, çimenlere, su birikintilerine, sarmaşıklara, mantarlara ve yaban çiçeklerine de ihtiyacı vardır.2666Roberto Bolano nun öldükten sonra yayımlanan ve ardında bıraktığı edebi evrenin son halkası olan 2666 , Bolano’nun yaşamının ve yazarlığının son büyük evreni, beş ayrı kitap halinde basılmasını vasiyet etmiş olsa da ailesinin ve vasiyetini yöneten dostlarının tercihiyle eser bütünlüğü korunarak tek cilt halinde basılırsak yayımlanıyor.
Romanında kayıp yazarların gölgelerinden akademisyenlerin takıntılarına, yas yolculuklarından, sınır kentlerindeki kadın cinayetlerine, kimlik ve yazarlık arasında sıkışmış hayatlara kadar uzanan beş kitabın olduğu bölümlerden oluşan dev bir evren kuruyor. Romanını hem çağdaş edebiyatın sarsıcı bir doruğuna hem de insanlığın karanlık aynasına dönüştürüyor. Eserin içinde bulunan beş bölüm, kurduğu evrenin farklı yüzlerini okura açıyor.
Eleştirmenlerle ilgili bölümle başlayan kitap, farklı ülkelerden dört edebiyat araştırmacısının gizemli Alman yazar Benno von Archimboldi’yi keşfetmelerini ve zamanla ona takıntılı bir bağlılık geliştirmelerini anlatıyor. Akademik toplantılar, tanışmalar, dostluklar ve giderek karmaşıklaşan kişisel ilişkiler üzerinden ilerleyen bu bölüm, entelektüel dünyanın komik ve ciddi yanlarını gösterirken, insanların bir fikir, bir yazar ya da bir hayal uğruna nasıl birbirine bağlandığını da ortaya koyuyor. Eleştirmenler Archimboldi’nin izini sürerken, aynı zamanda kendi iç çatlaklarıyla ve kişisel boşluklarıyla yüzleşiyorlar. Böylece edebiyatın insanlar arasında görünmez bağlar kuran, okuru bir yazarın peşinden neredeyse varoluşsal bir arayışa sürükleyen gücü belirginleşiyor.
İkinci bölümde odağı bu kez Şilili akademisyen Oscar Amalfitano, Amalfitano’nun kızıyla birlikte yaşadığı sınır şehrindeki yalnızlığı, geçmişinden taşıdığı kırılmalar, ailesine dair hatıraları ve özellikle eski bir kopuşun hâlâ kanayan yaraları anlatının merkezinde yer alıyor. Bu bölümle insanın geçmişten kolayca kaçamayacağını, özellikle aile, aidiyet ve sevgiyle ilgili yaraların zamanla daha görünür hâle geldiğini gösteriyor. Amalfitano’nun sürüklenmişlik hissi, modern dünyanın yalnızlık ve belirsizlik duygusunu güçlü biçimde yansıtıyor.
Üçüncü bölümde gazeteci Oscar Fate sahneye çıkıyor. Bir aile kaybının ardından sarsılan Fate, görevi gereği farklı şehirlere gönderiliyor ve bu yolculuklar boyunca hem kendi içsel karanlığıyla hem de dış dünyanın çarpıcı gerçekleriyle yüzleşiyor. İnsanlarla yaptığı görüşmeler, dinlediği hikayeler şehirlerin gölgeli yüzleri ve karşılaştığı tuhaf tesadüfler, onu hiç beklemediği bir yöne doğru sürüklüyor. kaderin çoğu zaman kişinin fark etmeden attığı küçük adımlarla şekillendiğini yas, kayıp ve kimlik arayışının insanı görünmez yollarla yeni bir hikaye itebileceğini vurguluyor.
Dördüncü kitap olan Suçlarla İlgili Bölüm romanın en gerçekçi ve en çarpıcı sahnelerini barındıran eserin kalbi sayılabilecek bir kısım. Bu bölümde bir sınır şehrinde yaşanan karanlık olaylar ve özellikle işlenen kadın cinayetleri, ağır suçlarla toplumu nasıl şekillendirdiği anlatılıyor. Şehrin mahallelerinden, işyerlerine, polislerle, gece hayatına kadar uzanan geniş bir alanda hem toplumsal hem bireysel çürümenin izleri ortaya çıkarıyor. Suçların yarattığı atmosferle insanlar, kurumlar ve mekanlar arasında karanlık bir ağ örüyor. Böylece kötülüğün tek bir nedenden ziyade toplumsal yapıdan, ekonomik koşullardan, kurumsal çöküşten ve bireysel zaaflardan birlikte doğan bir karanlık olduğu güçlü biçimde görünür hale geliyor.
Son bölümde ise gizemli yazar Benno von Archimboldi’nin, yani Hans Reiter’in yaşamına geniş bir bakış sunuluyor. Çocukluk yıllarındaki yalnızlık, gençlik dönemindeki arayışlar, tarihin onu sürüklediği savaş dolu karanlık yollar ve tüm bu deneyimlerin içinden yazarlığa giden yol yavaş yavaş açılıyor. Bu biyografik anlatıyla insanın hem tarihin büyük akıntısı hem de kendi iç karanlığı karşısında nasıl biçimlendiğini gösteriyor. Bölüm, bir yazarın aslında kendi geçmişinin gölgesiyle yazdığını kimliğin çoğu zaman hem bir kaçış hem de bir yeniden inşa çabası olduğunu vurguluyor. İnsan bir yandan kendinden uzaklaşırken bir yandan da kendine yaklaşır ve yazarlık tam da bu ikilemin merkezinde yer alıyor.
Bolano’nun 2666 evreni yazar hayatta olsaydı nasıl bir biçime bürüneceğini kestirmek güç fakat eser bugünkü haliyle bile okurunu sarsıcı bir gerçekliğin kalbine çekiyor. Sayfa sayısının göz korkutmasına gerek yok, çünkü anlatı durmaksızın akıyor her bölüm ayrı olarak bir sonrakine doğru taşıyarak ilerliyor. Özellikle Suçlarla İlgili Bölümdeki isim yoğunluğu ilk bakışta zorlu görünse de, isimler notla okunduğunda daha anlaşılır oluyor. Bolaño’nun evreni geniş, karanlık ve büyüleyici, okurunu içine çağırırken aynı anda sınırlarını zorlayan bir derinlikle ilerliyor.
Herkese keyifli okumalar.