·240 syf.····Okunma: 16 Kasım 2025 17:21 Ufak Not:Yazacaklarımın tamamı olay örgüsü üzerinden olacak.Kitabı okumak isteyen,spoilerdan rahatsız olanlara duyurulur :)
Çoğunlukla kitapları “akıcı, sürükleyici, güzel betimlemeli” gibi tabirlerle anlatmaktan pek hoşlanmam. Fakat bu kitap, okumayı sevmeyene okumayı sevdirecek denli sürükleyici ve kendine bağlayıcı bir metindi.Sanatlı diline rağmen müthiş akıcı; durağan atmosferine rağmen içine bir çırpıda girip uzun süre kalabileceğiniz kadar içten ve sizden,bizden bir kitaptı.
Kerem, Nişantaşı’ndaki Şekercizade Apartmanı’nda bir antika veya eskici dükkânı işletir.Bu meslek ona babadan kalmıştır,yani kendisi bir eskici oğlu eskicidir.Bu yüzden burslu olarak okuduğu kolejde kendisini hep yetersiz ve dışlanmış hisseder,oraya bir türlü ayak uyduramaz ve arkadaşlarının gözünde yalnızca bir eskicinin oğlu olduğuna inanır. Dükkân ise aslında ölmüş olan yaşlı Yahudi’ye aittir.Yaşlı Yahudi, Kerem’e kolejde okuması için burs veren kişidir ve Kerem’in zihninde çok büyük yer kapladığından,hikâye boyunca gölge gibi sürekli karşımıza çıkar.
“Söyle bakalım Kerem… sütü bozuk.”
“Cibiliyetsiz.”
“İğrenç.”
“Kerih!”
“Afferim…”
Kitap,bu tür diyaloglarla doludur ve Kerem ile Yahudi arasındaki iletişim sürekli devam eder. Kerem ondan birçok şey öğrenmiştir ve çocukluğunda da onu pek sever. Hatta ölmesinden öyle etkilenmiştir ki, şimdi de her hafta onun gömülüşü, mezarı kâbuslarına girer. Buna rağmen Kerem, Yaşlı Yahudi’nin ismini bile hatırlamakta zorlanır. Adam iyi,hayırsever biri de olsa Kerem’in zihninde “yalnızca yaşlı bir Yahudi” olarak kalır. Belki de onu asıl rahatsız eden, komşularının Yahudi’nin ölümünden Kerem’in ailesini sorumlu tutması, tüm varlığının Kerem’e kaldığı için adamı öldürdüklerini düşündüklerini sezmesidir.Ve aslında bu konuda pek de yanılmaz,zira metnin ve mahallenin delisi “Manyak Suzan” ile bu düşünceler doğrulanır. Ancak Suzan çok sinir bozucu ve gıcık bir delidir,okurken adeta kurdeşen döktürür.
Bunun yanı sıra kitap boyunca,yoğun olmasa da politik göndermelere rastlanır. Mr. Talbout, Keremlerin lisedeki felsefe öğretmenidir,öğrencilere sorduğu karmaşık sorular yüzünden sıkıntılar çıkar,sonucunda Amerika’ya geri dönmek zorunda kalır ve başına feci durumlar gelir. Ayrıca Kerem’in Maral ile ilişkisi üzerinden Ermenilik meselesi, Pierrot karakteri üzerinden kimlik, cinsiyet ve temsil tartışmaları hikâyeye güzel bir şekilde entegre edilir. Ayrıca Pierrot’un beyaz makyajlı yüzü, onu neredeyse yüzsüz ve cinsiyetsiz bir figüre dönüştürmüştü ve ben de en çok onun gösterilerinin olduğu kesitleri sevmiştim.
Kitap beş bölümden oluşur: Dükkânda, Parkta, Motelde, Hastanede ve Yıkımda. Buradaki park, direnişin ve cesaretin bir simgesi olan Gezi Parkı’dır. Bu beş farklı bölüm, beş farklı zaman dilimini oluşturmasına rağmen birbirini çok güzel tamamlayarak anlaması kolay bir bütünlük sağlar. Yani göz korkutmasın; kitap oldukça rahat okunuyor. Dediğim gibi, okumayı sevmeyene okumayı sevdirecek bir kitap.
Kerem’in sevgilisi Maral’a dönecek olursak, ayrılırken Maral’ın Ermeni olması ilişkilerinde bir çatlak yaratır. Benzer şekilde gençlik aşkı Hülya da Kerem’in hayatında silinmeyen bir iz bırakmıştır. Kerem’in eskicinin oğlu olarak kendini ezik görmesi; Hülya’nın ise kolejde okuyabilecek güçte, güzel ve “ulaşılamaz” bir kız olması, Kerem’in onu bir tür kriter gibi görmesine neden olur. Hülya’yı elde ederek kendini tamamlayacağına inanır.
Kitabın sonunda Şekercizade Apartmanı kentsel dönüşüm nedeniyle yıkılır. Ancak yıkılan yalnızca bir bina değildir: geçmiş,sevinçler,haksızlıklar,acılar ve tüm yaşanmışlıklar da apartmanla birlikte yok olur.
Kitabın bitmesiyle birlikte kendimi Balat’da antikacıların arasında buldum,şu zamana kadar hiç aklıma bile gelmeyen eskicileri dolaştım.Son zamanlarda okuduğum en zevkli kitaptı.Tavsiye ediyorummm