"Bu, ayakkabısında taş varmış gibi, yürürken insanın canını acıtan somut bir sızıydı."
“Çünkü yalnızlık, anılarını ayıklamış, yaşamın yüreğinde biriktirdiği özlem dolu süprüntüleri yakmış, geriye acı anılarını bırakarak onları arıtmış büyütmüş, sonsuzlaştırmıştı.”
Yüzyıllık yalnızlık, ne derin bir kelime ve aynı zamanda ne uzun bir süre gibi geliyor. Ancak "yüzyıllığa mahkum edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olamazdı."
Bu kitap bizi yedi neslin uçsuz bucaksız ama aynı zamanda lanetlenmiş kaderi içerisinde, Macondo kentindeki Buendia ailesinin yuvasına davet ediyor. Buendia ailesinin yüzyılları aşan büyülü hikayesi tüm o karışıklığın içerisinde sizi etkisi altına almayı başarıyor. Okuması biraz zor, konu ve içerik bakımından ağır olduğu doğru ama bu kitap sadece bir ailenin trajedesi değil. Aynı zamanda ailenin temelinin dayandığı kökleri, dönemin bakış açısını, halkın inançlarını tanıma şansını bize sunan bir yapıt. Ve aynı zamanda Latin Amerika'ya da dokunan metaforlarıyla oldukça da derin bir yapıt. Değişmeyen isimler, aktarılan genler ve kaderlerin hikayesiyle örülmüş bir ağdan bahsediyoruz. Uzun zamandır okumayı istediğim ama ertelediğim içerikle doğru zamanda buluştuğum için mutluyum. Marquez kesinlikle etkileyici bir kalem ve yalnızlığın tüm boyutlarıyla sayfalara ve yüzyıllara yayıldığını düşününce, bu hislerin yazarın hayatından esinlenilmiş bir aktarım olduğunu da anlıyoruz. Zaten hissedilmeyen yalnızlığın bu denli iyi aktarılabilmesi çok da olası değil. Yine de bu yalnızlık kökleri içerisinde, nesiller boyunca Buendia evinin odalarında gezmek isteyebilirsiniz.
"Ölümü umursadığı yoktu, ama yaşam çok şey demekti." Gabriel Garcia Marquez