Orhan Pamuk bu romanda aşk ile takıntı arasındaki ince çizgiyi büyüleyici bir şekilde anlatıyor.
Kemal’in yıllara yayılan saplantılı sevgisi, Füsun’un sessizliği ve İstanbulun değişen yüzü…
Her sayfada “aşk mı, tutku mu, bağımlılık mı?” sorusunu yeniden düşündüren bir hikâye.
Eşyalardan bir müze yaratacak kadar güçlü bir hatırlama ve unutamama halini derinden hissediyorsunuz.
Orhan Pamuk uzun cümleler kursa da okura basit ve sade bir anlatım hissi veriyor. Duygunun içine sizi öyle bir dahil ediyor ki, Kemal’in dünyasında nefes alır gibi oluyorsunuz.
Füsun’u bulduktan sonraki bölüm ise benim için tekrar eden, uzun ve biraz da sıkıcı bir süreçti.
Pamuk’un duyguları, durumları ve özellikle İstanbul’u bu kadar detaylı anlatabilmesine hayran kalırken; darbe dönemine dair daha fazla detay vermesini bekledim.
Aşk ile takıntı arasında gidip gelen, hissettiren ama yer yer sabır isteyen bir roman olarak özetleyebilirim.