Henüz ebeveyn değilim ama benim de payıma düşeni aldığım bir kitap. Doğan Cüceloğlu yine herkese seslenen çok tatlı bir dille yazmış kitabı. Özellikle de çocukları sınav döneminde olan ebeveynlere yazılmış bu kitabı her ebeveynin okumasını isterim. Hatta çocuğunuz sınav döneminde değilse bile kitaptan almamız gereken öyle güzel mesajlar var ki. Sözü daha fazla uzatmadan biraz da kitabın içeriğinden bahsedelim.
Doğan Cüceloğlu bize " Anababa olarak kendinizi çocuğunuzun yaşamının programcısı olarak görüyorsanız, bu kitap size pek yararlı olmayacaktır. Çünkü bu kitapta, çocuğunuzun yaşamını nasıl daha iyi programlayabilirsinizi anlatmıyorum. Ama çocuğunuzun kendi yaşamının mimarı olmasında ona yardımcı olmak istiyorsanız bu kitap size yardımcı olabilir!" diye sesleniyor. Zira yazarla konuşuyormuşuz gibi hissettiren bölüm sonlarında da bize bazı sorular yönelterek ilerleyen bizi kibar bir dille devam etmemiz konusunda yönlendiriyor ve bizi de sohbetin içinde tutuyor.
Her anababa çocuğunu sever, çocuğunun başarılı olmasını ister ama bunu davranışlarına, sözlerine nasıl yansıtmalıdır? Çocuğundan gerçek niyeti ve beklentisi nedir? Başarının temelleri ve tanımı nedir? Destekleyen ve köstekleyen aile nedir? Çocuğumuzun başarısını desteklemek için nelerin farkında olmalıyız?.. gibi daha birçok sorumuza cevap verirken bizi sıkmıyor ve anlamayı kolaylaştıran örneklerle konuyu bize güzelce kavratıyor.
Bana en çok "destekleyen ve köstekleyen aile" kavramları, bu ailelerde çocuğa nasıl davranıldığı, çocuğun bu davranışlar karşısında iç dünyasının nasıl şekillendiği keyif verdi. Çünkü bu yaşıma rağmen üzülerek hatırladığım bir ilkokul anımı bu kitap sayesinde şimdi -ailemden dolayı duyduğum- gururla anlatıyorum.
Sizleri sıkmamayı umarak çok kısa bu anıdan bahsetmek istiyorum. Hangisi olduğunu bilmediğim bir milli bayramda bizleri velilerimizle birlikte bir etkinliğe götürdüler ve burada kum boyama etkinliği vardı. Etkinliğin olacağı standa herkes annesiyle gelirken ben tek başıma gitmiştim. Boyayacağımız resim ise Atatürk'ün baş figürüydü. Başta biraz üzüldüğümü söylemek zorundayım çünkü karşımda rengarenk kumlar dururken ben bu resmi ten rengine boyamak zorunda hissetmiştim. Etrafıma baktığımda çoğu kişinin resmini ya annesi boyuyordu ya da boyayacağı renklere anneleri karar veriyordu. Ben ise masmavi duran kumun güzelliğine dayanamayıp istediğim renge boyamaya karar verdim ve sonunda elimde masmavi bir Atatürk yüzü vardı. Eve dönerken otobüste yan koltuğumuzda oturan tanımadığım bir veli benim boyadığım resme bakmak istedi ve gösterdiğimde beğenmediğini belli eden yüz ifadesiyle bunun maviye boyanamayacağını söyledi. Öyle çok üzülmüştüm ve ağlamıştım ki. Kadının elindeyse olması gerektiği gibi normal bir insan yüzü duruyordu yani ten rengini seçmişlerdi.
Çocuktum ve üzüldüm. Ama şimdi öğreniyorum ki asıl üzülmem gereken o kadının çocuğuydu çünkü o köstekleyen bir anneydi. Çocuğunun neyi nasıl yapacağına kendisi karar vermişti ve onun sınırlarına saygı duymamıştı. Benim ise destekleyen ailem yaptığım resmi beğenmiş ve benim seçimime saygı duymuştu. Belki size çok basit bir şey gibi gelebilir ama ben bu kitabı okuyana kadar hala bu anıya üzülüyordum ve geçtiğimiz senelerde bu resmi ortadan kaldırmıştım. Şimdi kaldırmamış olmayı dilerdim ama en azından artık hafızamda iyi duygularla kodlanmış durumda.
Bir de yine bu kitaptan öğrendiğim "hatalardan ders çıkarmak" konulu yazıda sorduğumuz şu soruları, hayatımızda her yerde kullanabileceğimiz gibi, hazır bu yıl bitiyorken kendime yöneltmeyi düşünüyorum. İlginizi çekebilir.
"Ne yaptım?"
"Neleri iyi yaptım?"
"Neleri daha iyi yapabilirdim?"
"Nelerin farkına vardım, ne öğrendim?"
İşte bu kitabı okuduğunuzda acaba siz hangi davranışlarınız için kendinizi/ailenizi/çocuğunuzu takdir edecek veya neleri değiştirmeye gideceksiniz. Bana kalırsa her ebeveynin ve hatta ilerde ebeveyn olacağımızı düşünürsek her bireyin yaşamının bir döneminde bu kitaba şans vermesi gerektiğini düşünüyorum.
Kitapla kalın:)