6. Hayat Kolonilerinde Yaşam Denilen Şey
9/10
·72 syf.··
2025 53. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 01 Aralık 2025 20:21
Karakterlerin tanıtımıyla başlayıp bazılarının değişimine(?) değinen psikolojik analizde yazım dili klasikti ve bu atmosferi olabildiğince dengeli tutmak adına kasıtlı yapılmış bir izlenim veriyordu. Adı, Altıncı Koğuş. Altı bir sayı olmakla yetinmedi, koğuş pisliğiyle ruhu da paslattırdı geriye kalanlarsa kitabın konusuna şeref verdi. Bilmediğim fazla kelime vardı bu yüzden yine utanmadım değil hani. İlk sayfalarda kendileriyle karşılaşmam da cabası. Dimitri'nin “mantıklı deliliği” ile doktorun “düşüncesiz aklı” birbirine ayna oldu; Çehov burada delilik ile aklın ince çizgisinin aslında toplumsal kabullerden ibaret olduğunu gösteriyordu ki Barış Özcan'ın konu üzerine podcastini de hatırlattı. Kitaba döneyim. Hatalı olmasanız da cezayla çarptırılma olasılığınızı sürekli hesaplar olurken kendinizi düşleyin, bu hayatınızda olma olasılığını göz ardı ederek sizi sürekli hasta hissettiren düşünce yığınlarından yalnızca biri ve kitap bu yığınlardan aldıklarını sert sıkıp iyice yoğurarak ruhunuza seslenebiliyor. Her ân hiçbir suç işlememesine rağmen tutuklanabileceğini düşünen ve bu yüzden deli olarak koğuşa kapatılan kendisini baş karakter sandığımız (Doktor daha çok ön plandaydı) İvan Dimitri insanları iki kategoriye ayırıyor, namuslu ve namussuz olarak. Doktor kendisini yaptığı mesleğin dönemiyle ve kendisiyle beraber namussuz buluyor, tabi bu namus kısmı iki karakter birbirinden bağımsız olarak okuyucuya veriliyor ve sanıyorum ki diyaloglarında yer verilecek (ki adı geçmedi) bu yüzden daha çok üzerinde durup düşünüyorum, İvan doktoru hangi kısma koyardı diye. Açıkçası doktor namussuz değil korkak ya da görmezden gelmeyi tercih edenlerden. Doktor ve İvan iki zıt kutup gibi görünse de hatırlanmalı ki hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Peki neden öyle düşünülüyor? İvan'a göre hayat= Acı, sevinç vs., doktora göre hayat= Akıl, yani tam olarak böyle denemez ama genelleme yapmak gerekirse durum böyle ve bendeki genellemesiyse şöyle; hayat= duygu+ kavrama. Kitap bitti, sorular kaldı: Hayat nedir? Ölümsüzlük hayatı bitirir mi? Acı olmadan yaşanır mı? Delilik etikette kaldığında neyi saklar: Bireyin iç çığlığını mı yoksa toplumun kendi vicdanının susturulmuş sesini mi? Deli kime denir? Ne zaman düzen gelir? Düzen gelici midir yoksa yıkıcı mı? İçine düştüğün felsefî yanılgı var mı? Ne zaman fark edeceksin? Koğuş ve hastanenin hâlâ günümüzdekinden temelde farkı neden yok? Eserdeki asıl soru ise delilik ile aklın konumları değil, hangimizin gerçekten hayatta “uyanık” olduğu ile ilgili sorular. Moyseyka kopik istiyordu ya her defasında bence bunun altında da bir çok neden yatıyor. Karakter koğuşta olmasına rağmen ayrıcalıklı olarak görülüp (ki acımasızlık) dışarıya gidebiliyor orada dilencilikle aldıklarını bekçiye yedirir. Şimdi sorarım: Kopik neden bazen ihtiyacı olmasa bile istenir? İnsan her şeye alışır derler ya bunun getirisi olmasın? Çehov’un basit, günlük konuşmaya yakın üslubu ama arkasında derin yergi ironisi diyelim. Tekrar tekrar okuduğum tartışmalı diyaloglarıyla hayatı ve dönemi anlamaya çalışıyorlar ve burada üzüm üzüme baka baka kararmıyor, üzüm ağacına bakıp daha önceden fark ettiklerini yontuyor. Sadece kuru kuru felsefe de verilmiyor, teorikte bırakmayacağınız örneklerle karşılaşabiliyorsunuz. Mesela, hani, birbirinize sadece katlanmaya çalıştığınız ve sadece ortam nedeniyle konuştuğunuzu sandığınız ancak zorundaymışsınız gibi hissettiğiniz arkadaşlıklar (!) olur ya kitapta da bunun iki türüyle karşılaşıyorsunuz. Spoi içerir bu kısım: Doktorun yani Andrey'in kırılma noktasını küçük bir analogla ifade etmeye çalışacağım. İçerisinde ekmek olan bir poşeti düşebilecek bir yere koyup başka bir işle meşgul olmaya başladığınızı farz edin, poşetin cızırtısı gitgide artarak düşeceğim ben diyor adeta fakat siz o ân oraya yetişecek durumda değilsiniz. Poşetin sesi değil içinde bıraktığı sitem sizi öyle bir rahatsız ediyor ki sonuna kadar dayanabileceğinizi düşünseniz de bir yanınız sürekli şunu haykırıyor: Düşerse düşsün! Düştüğü zaman rahatladığınız bile söylenebilir, işte doktor ve yaşamı bu şekilde ilerledi ama küçük bir farkla, poşetin düşmesini kolaylaştıran siz değildiniz ama burada Andrey oldu. Seyehatten sonra kitap alamayınca ve kitapları tekrar tekrar okumak artık derinlemesine istemeyince daha ilginç kıvılcımlar (Soul) keşfediyor, aslında bu pek uymadı, keşfetmiyor, görüyor ve bakınca kavramaya çalışıyor. 58'deki son satır değişim gibi görünen fakat kenara ittiğine baktığı olarak değerlendirdiğim ruh hâlini oldukça iyi resmediyor.Andrey'i yazar inanca eğilimi düşük biri gibi anlatıyor diye düşünmüyorum (sayfa 41 gerekçem)öyle ki akla olan bir inancı da göz ardı edilmemeli. Peki sondaki küçük umuduna (ölümsüzlük) ne demeli? Haklıydılar, güçsüzüz ama Andrey daha da güçsüzdü. Doktor hayatı umursamamaya çalıştıkça gelişen olaylar ve birden boşalan tahammülsüzlük ona ani bir çöküş verdi ve bence aşktan yataklara düşen Tanzimat dönemi eserlerinden daha da gerçekçiydi. İki farklı kültüre ait dönemde olsa ortak bir alt yapı üzerine kuruluydu metinler: İkisi de değişimi göstermeye çalışıp kendi fikirlerini sunuyorlardı. Rakım Efendi gibi bir son kesinlikle beklemiyordum hatta bence böylesini okumak daha da iyiydi. Doktor değişmedi dedim ya ekleme yapayım, o aynı okyanusun suyundan başka bir kıyıya sürüklendi ancak orada boğuldu. Andrey'in (doktordan öte kişiliğinin) sonunda koğuşa kapatılmasıysa toplumsal vicdanın bireyi nasıl dışladığının değil, bireyin kendi ilgisizliğinin onu nasıl yok ettiğinin trajik sonucuydu.
1000Kitap
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,3bin okunma
·
90 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Sonray
Gönderi Sahibi
Eserin orjinal adı Palata no:6'ymış. Ad, palatanın anlam farklılığıyla kurgudaki ana temaya uyum sağlıyor.
Sonray
Gönderi Sahibi
Potpuri: Kötü kokudan iyi kokuya.