Öyküler ve Sait Faik Abasıyanık…
İnsanı ve yaşamı en içten ve sade bir şekilde gözlemleyip ortaya koyan bir anlayışın ürünü olan öyküler öyle çok büyük olaylar barındırmıyor. Zaten benim de en sevdiğim tarafı bu olsa gerek. Sıradan insanların günlük yaşamlarındaki küçük ama anlam yüklüanları okumayı seviyorum. Anlattığı her karaktere karşı duyduğu sevgiyi hissetmek mümkün. Öykülerindeki karakterlerin sadece görünen davranışlarını değil görünmeyen taraflarını da ortaya koyan bakış açısını okurken onların zihinlerinin içinden neler geçtiğini duyabilirsiniz satır aralarından.
Onun öykülerindeki mekanlar sadece bir dekor olarak karşımıza çıkmaz, aynı zamanda öykü karakterlerinin duygularını yansıtan birer araca dönüşür. Her birini ayrı ayrı anlatmayı çok isterdim çünkü üzerinde konuşmayı en sevdiğim konulardan biri öykülerdir.
Balıkçılar, sokak çocukları, yoksul insanlar, yorgun şehir insanları ve doğa onun için bu öykülerin zemini oluşturuyor. Bazen eski bir sarnıç bazen eski bir sokak köşesi bazen İstanbul’un kenar bir semti içindeki her detay öykünün kahramanı oluyor. Canlı ve cansız her şeyi yazar öykülerine dahil ediyor. Her birinin iç dünyasındaki sessiz konuşmalara ortak oluyoruz ister istemez.
Bir Karpuz Sergisi isimli öyküsü tam da bu anlamda bir sahne oluşturuyor okuyucunun zihninde. Karpuzlar, yalnızca bir meyve olarak değil, insanların gündelik yaşamlarındaki basit zevkleri ve yaşam enerjilerini simgeleyen bir unsur hâline geliyor. Sait Faik, bu küçük sahne aracılığıyla insanları yargılamadan, onların duygu ve davranışlarını resmediyor, böylece sıradan bir sergi, yaşamın küçük ama derin gerçeklerini yansıtan bir öyküye dönüşüyor her okuduğumda zihnimde.