Gönderi

9/10
·106 syf.··
Beğendi
·
2025 52. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 22 Kasım 2025 22:25
Sevgi Soysal ile Tante Rosa sayesinde tanıştık. Fransızca öğrenirken “tante (teyze)” kelimesinin sıkça geçtiği bir kitabı okumak çok anlamlıydı. Almancada da aynı anlamlarda kullanılıyormuş. Yazarın, (annesi Alman) ailesinin kadınlarından ve kendinden esinlenerek, özellikle teyzesi Rosel’in kişiliğinden yola çıkarak yazdığı bu kitap, gerçekle hayal arasında mekik dokurken yaşanmışlıklardan beslendiğini asla saklamıyor. Farkında olmadan yazarın ölüm yıl dönümünde okumuşum bu kitabı, okuduğum sırada öğrendim. Yıllardır kitaplarla haşır neşirim ve böyle tevafuklarla sıkça karşılaşıyorum, artık şaşırmıyorum ama tuhaf yine de. Kitaplar ve edebiyat dünyası yalnızca hobim değil, sanırım benliğime nüfuz eden bir şey bu ve hayatımın önemli bir parçası haline geldi. İyi ki de böyle oldu. Kitap, her biri birbirinden kısacık ama etkileyici on dört hikâyeden oluşuyor. Hepsi tek bir kadınla ilgili: Tante Rosa. Anlatıyla birlikte paralel ilerleyen illüstrasyonlarda, (Selçuk Demirel’in emeklerine sağlık) tam da kafamızda kuracağımız gibi bir Tante Rosa var. Hiç yabancılık çekmedim bu çizimlere bakarken. Okurken de yadırgamadım, Rosa’nın kendisini hayatın akışına bırakması gibi, ben de bıraktım kendimi. Her kadın bir Tante Rosa’dır çünkü. Belki bu kadını başka bir yazar anlatsaydı, drama boğulabilirdim. Ama Sevgi Soysal, bizi sırtüstü yüzmeye davet ediyor sanki; arada bir çıkan sert rüzgârla birlikte gelen büyük bir dalganın etkisinde, batıp çıktığımız bir yolculuk bu. Bir kadının başından geçen trajikomik olaylar silsilesi ama göründüğü kadar basit olmayan, modern toplumda boyun eğmeyen kadın varoluşunun simgeleştiği bir anlatı bu. Ülkemizde değil de Almanya’da yaşanıyor olaylar. Ama bu detayın bir önemi yok bence, çünkü kadın, her yerde kadın. Rosa gibi bizler de çocukluğumuzdan beri içinde bulunduğumuz toplumun, zorbalığına, yozlaşmış ve saçmalıklarla dolu kalıplaşmış ifadelerine ve kurallarına, sürekli göz önünde olmaya, yargılanmaya maruz kaldık, kalıyoruz da belki. Hatta şiddete ve cinayete kadar gidiyor bu, kadınlar sistematik bir şekilde yok ediliyor, ötekileştiriliyor ve dışlanıyor. Yazıldığı dönemde, 1968 yılında, birçok açıdan yadırganmış ve eleştirilmiş bir kitap Tante Rosa. Kadını anlatan bir kitap bile, sırf yabancı bir kadını ele alıyor ve yabancı bir ülkede geçiyor diye dışlanıyor yani. Tüm bunların nedeni, kadının maruz kaldığı şeylerden uzaklaşmayı tercih etmesi ve düştüğü o durumu yaşayıp içselleştirmeden, kendini iyi hissedeceği bir yere doğru gitmesidir belki. Çünkü bizim toplumumuzda “kabullenmek” gibi olgu var. Çoğunluğa göre, diğer her şey ters. Tante Rosa, tüm kadınları ve kadınca bilmeyişlerimizi temsil eden evrensel bir karakter. Başına gelen onca şeye karşın, umudunu ve yaşama tutkusunu yitirmeyen, çabalarından vazgeçmeyen, hayata kancayı takma hırsıyla sürekli yeni sayfalar açmaya çalışan bir kadın o. Kendini dinlemenin ve sevmenin önemini erken yaşlarda idrak etmiş bir kadın o. Okumayı seven, yeni şeyler keşfetmeye açık ve hayatın akışını yakalamak isteyen bir kadın o. Bütün acılara ve hatalarına rağmen, içindeki prensesi öldürmeyen bir kadın o. İlk kez bu kitap sayesinde tanışma fırsatı bulduğum Sevgi Soysal’ın yaşamı da böyle inişli çıkışlı, hepimizin hayatı gibi. Ama yazarın kısacık ömrüne sığdırdığı şeyler ve başına gelenler, hayatlarımızla karşılaştırılamaz bir boyutta. Murat Belge’nin samimi sunuşunu ve yazarın kızı Funda Soysal’ın kitap ve annesi hakkındaki içten yazısını, esere başlamadan önce ve bitirdikten sonra okudum. Etkilendim ve sonra hayatını okudum. Bu zamana kadar tanışmadığımız için kendi adıma üzüldüm, diğer kitaplarını da okumak istiyorum artık. Sinemaya uyarlanan filmi de izleyeceğim mutlaka. İncelememi paylaştığım platform: instagram.com/p/DRzR_F1iPlY/?...
Edebiyat
Tante RosaSevgi Soysal · İletişim Yayınları · 20195,3bin okunma
·
183 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.