Gönderi

9/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2018 29. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2018 00:00
'Sahi nedir bu varoluşçuluk"? sorusuyla başlayan kitap ünlü varoluşçu filozofların düşüncelerini onların hayatlarıyla birleştirerek anlatıyor. Hem ayrı ayrı biyografi tadında sıkmadan okunan bölümler hem de anlaşılması karmaşık gelebilecek kavramların özenle, sade bir dille anlatılması kitabı varoluşçuluk hakkında bilgi sahibi olmak isteyen kişiler için öncelikle okunması gereken bir konuma getiriyor. Sofi'nin Dünyası'nı andırdığını söyleyebilirim. Kitapta ana hatlarda sürekli var olan filozoflar: Sartre, Simone de Beauvoir, Albert Camus, Martin Heidegger, Edmund Husserl, Karl Jaspers, Merleau Pounty . Bu kitabı okursanız varoluşçuluk hakkında ve bu filozoflar hakkında her şeye hakim olursunuz, şeklinde bir iddia da bulunamayız. Zaten yazarın kendisi de bunu söylüyor. Kitabın en iyi yaptığı şey: bir filozofu kavramaya çalışırken onun yapıtlarını hayat hikayesinden bağımsız ele almamamız gerektiği. Kitap 14 bölümden oluşuyor arkasında kitapta adı geçen karakterlerin kısa bir şekilde kim olduğu anlatılmış. Kitabın en sonunda çok detaylı, gerçekten emek verilerek hazırlanmış bir dizin bulunuyor. Yani ilerde kitabı açıp Sartre'nin atom bombası hakkındaki düşüncelerini tekrar okumak isterseniz dizin bölümüne bakmanız yeterli olacaktır. (Sarte, Jean-Paul, nükleer silahlar, 242,243) Genel anlatım şu şeklide: Filozofun hayat hikayesi-Ortaya attığı kavramların ne olduğu-Eserleri-Hayatındaki dönüm noktaları- Diğer filozofların konu hakkında görüşleri. Kitabın içeriği yoğun olabilir ama bunu asla sıkmayan bir anlatıyla aktarıyor. Heidegger 'in Nazi yanlısı düşünce ve eylemleri , buna karşılık diğer filozofların sert tepkileri; Beauvoir'in şu anda bile cesur sayılabilecek hayatını, sürekli başkaldıran ve toplumun sinir uçlarına dokunan her konuya çomak sokuşunu merak ederek okudum. 2. Dünya Savaşının düşünce dünyasında ne gibi yenilikler ve yıkımlar getirdiğini görmek ve bir X işareti gibi düşünürlerin nasıl yer değiştirdiğine tanık olmak ilginç bir deneyimdi. Camus her zaman en sevdiğim yazarlardan olmuştur, onun Sartre ve Beauvoir'le özellikle idam konusundaki tartışmaları çok açıklayıcıydı. Casus oldukları için öldürülen Rosenberg çifti etrafında dönen protestoları okurken Sunay Akın'nın konu hakkındaki yazısını da okumanızı tavsiye ederim. Kitabın temposunun doruk noktasına çıktığı nokta Husserl 'in 40.000 sayfalık el yazmalarının Nazilerden saklanmasıydı . Arşiv oradan oraya taşınırken yaşanan anlar bir bir film tadı bırakıyor. Kitap sonunda elimde uzunca bir okunacaklar listesi ve izlenecek filmler listesi oldu.
Felsefe
Varoluşçular KahvesiSarah Bakewell · Domingo Yayınevi · 2017311 okunma
··
1 +1'leme
·
1.120 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Güzel bir İnceleme olmuş. Bana söyleyecek birşey bırakmamışsın.!!