Gönderi

Beni Yaratan O Korkunç İrade, Şimdi Beni Mi Yargılıyor!
Puan vermedi·272 syf.··
Beğendi
·
2025 43. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Kasım 2025 23:57
Kitap+Film Bazı romanlar vardır, okur bitirdiğinde “Keşke şöyle bitseydi…” diye iç geçirir. Frankenstein ise ilginç biçimde, bu isteğe hem kitapta hem de filmde farklı cevaplar veriyor. Mary Shelley’nin karanlık trajedisi, 2025 uyarlamasında yerini umuda, affetmeye ve yeni bir başlangıç hissine bıraktığını söylemek mümkün. Aynı hikâyenin iki ayrı duygusal sona sahip olabilmesi hem umut veriyor hem de tartışma yaratıyor. Çocukluğumdan aklımda kalan iki sahne vardı: yıldırımla canlanma ve yanan yel değirmeni. Oysa bu sahnelerin romanda hiç yer almadığını öğrenmek beni şaşırttı. Popüler kültürün yarattığı Frankenstein imgesi, Shelley’nin aslında yazdığı şeyle neredeyse çok az ortak paydada birleşiyor diyebilirim. Çünkü Shelley’nin derdi bir yaratığın “nasıl yaratıldığı” değil; insanın yaratma hırsının ve ahlaki sorumluluğunun nerede çatladığı. Romanın en çok tartışılan tarafı, Shelley’nin bilimi neredeyse tamamen perde arkasına atması. Victor’un bedenleri nereden bulduğu, ne tür bir yöntemle canlıyı yarattığı, hangi deneyleri yaptığı… hepsi karanlıkta. Shelley bunu 1831 baskısının önsözünde bilinçli bir tercihle açıklıyor: “Yöntemi yazarsam insanlar gerçekten denemeye kalkabilir.” Modern okura bu açıklama hafif bir bahane gibi gelebilir ama dönemin galvanizm deneylerini düşününce Shelley’nin korkusunun bir tarafı anlaşılır hâle geliyor. 1800’lerde elektrikle ölü bedenlerde kas hareketi oluşturulan deneyler insanların gözünde bir nevi “hayatı taklit edebilirim” inancına dönüşmüştü. Yine de roman birkaç küçük bilimsel kırıntı verseydi dramatik gücü artabilirdi, diye düşünmeden edemiyorum. Shelley, bilimi anlatmak yerine odağı daha çetin bir soruya çeviriyor: “Bir şey yaratmak seni Tanrı yapmaz; ama yarattığın şeye sırtını dönmek seni canavar yapabilir mi?” Victor’un yaratığı doğar doğmaz ondan kaçması, yıllarca peşinden koştuğu fikri bir çocuk gibi terk etmesi romanın en zayıf ama aynı zamanda en sembolik kırılma noktası. Bugünün okuru için hâlâ “fazla kolay” görünse de Shelley’nin dünyasında bu kaçış, ahlaki bir çöküşün başlangıcı. Romanın kalbi ise yaratığın kendi sesi. Dili öğrenmesi, insanlara duyduğu sevgi, kabul görme isteği ve dışlanmanın bıraktığı derin yara… Yaratığın kör bir adamla kurduğu dostluk filmde genişletilmiş ve bence çok doğru bir tercih olmuş. Çünkü yaratığın en insani yanını tam olarak orada görüyoruz. Bir insanı sevmek için göz gerekmez; kalp her şeyi fazlasıyla anlar. Film, bu bağı büyüterek Shelley’nin romana sakladığı ama tam göstermediği “sevgiyle iyileşme ihtimalini” görünür kılıyor. (Dikkat bu paragrafta tadımlık spoiler var!) Film ile roman arasındaki en büyük fark finalde ortaya çıkıyor. Romanda Victor ve yaratık, birbirini yok edişe sürükleyen iki lanetli figürdür. Film ise bu çatışmayı yumuşatıyor: yaratığın “Seni affettim.” sözü ve Victor’un, yanan mekândan uzaklaşırken duyduğu çığlığa dayanamayıp geri dönmesi, hikâyeyi karanlıktan umuda çekiyor. Bu değişiklik romanın gotik tonuna bir çelme gibi görünse de, anlatıya başka bir okuma sunuyor: Belki de affetmek, yaratma suçunun tek telafisidir Shelley’nin asıl ustalığı, Victor’la yaratığı birbirinin aynası hâline getirmesi. İkisi de iyiyken kötüleşiyor, ikisi de yalnızlıkla çürüyor, ikisi de sevgi görmeyince karanlığa saplanıyor. Bu yüzden roman salt bir korku hikâyesi değil; “Tanrı’nın işi kolay değil” diyen bir varoluş sorgusu aslında. Yaratığın tek istediği şey kabul görmekken, Victor’un tek yaptığı şey onu reddetmek. Belki de Shelley burada şunu söylüyor: “Sevgi eksik olduğunda en masum bile canavara dönüşebilir.” Sonuç olarak Frankenstein, eksiklerine rağmen zamansız bir roman. 1818’de yazılmış olmasına rağmen hâlâ konuşulmasının nedeni, insanın yaratma hırsına tuttuğu aynanın bugün bile sarsıcı olması. 2025 filmi ise romanın eksik bıraktığı duygusal geçişleri tamamlıyor; özellikle empati ve bağ kurma temasını daha görünür kılıyor. Benim için kitap daha karanlık, film daha umutlu… ama ikisinin de söylediği şey aynı: Asıl canavarlık yaratmakta değil, yarattığını yüzüstü bırakmakta. İlk kez bir kitabın içine bu kadar girdiğimi hissettim; film de bunu tetikleyen güçlü bir unsur oldu. Eminim sizin de keşfedeceğiniz çok daha derin ayrıntılar vardır.
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202021,7bin okunma
··
2.890 Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Asıl canavarlık yaratmakta değil yarattığını yüzüstü bırakmakta bu cümleye hayran oldum
Sorgulayan Okur M. Işık
Gönderi Sahibi
🙏
Mükemmel bir inceleme olmuş tebrik ederim.👏🏻👏🏻
Sorgulayan Okur M. Işık
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim Ayşe Hanım🙏
Keşke filmden önce 📚 okusaymısım , Müthiş analiz Teşekkürler hocam (:
Kitap ve Film listeme alındı .Film önerilerinizi de çok dikkate alıyorum hocam.Emeklerinize sağlık.
Sorgulayan Okur M. Işık
Gönderi Sahibi
Rica ederim hocam. Kitaba öncelik verin🙏
Film kesitleri o kadar ilgimi çekti ki kitabı listeme ekledim analizinize bayıldımm!!!
Sorgulayan Okur M. Işık
Gönderi Sahibi
Teşekkürler Eda Hanım. İlk olarak kitapla başlamanızı tavsiye ederim. Malum film daha kolay ulaşılabilecek bir konumda, zihin oraya kayabilir :)