Leylâ Erbil’in Tuhaf Bir Kadın’ı, Türkiye’nin modernleşme süreciyle aile içi güç ilişkilerini aynı düzlemde okuyan; birey, aile ve toplum arasındaki çatışmaların iç içe geçtiği katmanlı bir roman.
Baş karakterimiz Nermin’i önce geleneksel aile yapısının içinde sıkışmış, bu yapının kadınlık normlarını reddeden genç bir kız olarak tanıyoruz. Annesinin temsil ettiği kadınlık rolünden uzak durmak, erkek bakışının belirlediği “kız” kimliğinden çıkmak, kendine ait bir dünya kurmak isteyen biri. Özgürleşme arzusunun peşinde; ait hissedebileceği bir hayat, bir çıkış yolu arıyor — ne pahasına olursa olsun.
Anne, ataerkil düzenle uyum sağlayarak hayatta kalmış bir kadınlık stratejisinin izdüşümü. Toplumsal rollere sıkı sıkıya bağlı, otoriter ve koruyucu. Kızını hayattan sakınırken onu aynı düzenin kalıplarıyla biçimlendiren de belki en çok o.
Baba ise Cumhuriyet’in ilk yıllarının görev ahlakıyla yetişmiş ve bu dönemin yarattığı suskunluğu üzerinde taşıyan bir kuşağın sesi. Onun anlatısında kişisel yaşamla ülkenin politik geçmişi birbirine karışıyor; o dönem Türkiye’sinin toplumsal atmosferini de böylece duyuyoruz. Bilinç akışıyla kurulan bu anlatı romanın diğer bölümlerine kıyasla daha parçalı.
Roman son bölümünde Nermin’in kırklı yaşlarına sıçrıyor. Çatışmalarıyla, hayalleriyle ve çelişkileriyle Nermin’in sıkışıklığına tanıklık etmeye devam ediyoruz. Bu bir özgürleşme hikâyesi değil. Erbil, Nermin’i “tamamlanmış” bir kadın olarak sunmuyor — ki romanın en güçlü yanı da bence bu; hikâye bu gerilimin kendisi.
Erbil’in edebiyatında önemli yer tutan temel izlekler ve anlatıyı sabitlemeyi tercih etmeyen üslup bu ilk romanla belirginleşiyor. 1970’lerin Türkiye’si için cesur, bugün için hâlâ tazeliğini koruyan bu roman, bence Erbil’in edebiyatıyla tanışmak için iyi bir başlangıç noktası olabilir.